30 Nisan 2013 Salı

Kupon Sihirbazı’ndan Hediye Kazananlar Belli Oldu

Kupon Sihirbazı ile ortaklaşa yaptığımız etkinliğin kazananları belli oldu. Katılımın çok  olması için her yaş grubuna hitap edecek hediye seçenekleri koymamıza rağmen beklediğim ilginin olmadığını söylemeliyim. Ben firmaların tanıtımı karşılığında ücret almak yerine sizlere bu tür etkinliklerle hediye vermeyi istiyorum fakat katılımın düşük olması bundan sonraki tanıtımlar için beni düşündürmüyor değil.

 

Birazcık sitemden sonra sonuçlara geçeyim : ) Katılımcıların listesi Kupon Sihirbazı Yönetiminde olduğu  için çekilişi onlar yaptı ve sonuçları bana gönderdiler. Sortea2 aracı ile yapılan çekilişin ekran görüntüsü ve kazanan şöyle:

 

Kupon Sihibazı Çekiliş Sonucu

 

Kazanan arkadaşın ismi Beste Mina. Kendisini tebrik ediyorum. En kısa sürede iletişime geçilecek ve listedeki hediyelerden istediği bir hediye adresine gönderilecek.

 

Gelelim Kupon Sihirbazı’nın özel ödülüne. Bildiğiniz gibi Kupon Sihirbazı hakkında bir tanıtım yazısı yazarak o yazı üzerinden en çok trafik gönderen kişiye özel bir ödül verilecekti. O ödülü kazanan kişinin ismi Serdar Akkaya. İlgli yazısını buradan görebilirsiniz.

 

Kampanyaya katılan arkadaşlarla birlikte Kupon Sihirbazı yönetimine ve özellikle Eylül Çeviker’e göstermiş oldukları ilgi ve güvenden ötürü sonsuz teşekkür ediyorum.

 

Blog Hocam’da sürpriz hediyeler ve etkinlikler devam edecek. Takipte kalın!

29 Nisan 2013 Pazartesi

Zayıflatan bitki özleriyle kilo alıp vermeye son

Hızlı ve sağlıklı kilo vermek ve verilen kiloları tekrar geri almamak için zayıflama özelliği bulunan dört mucizevi bitkinin özünden yararlanabilirsiniz. İşte sürekli kilo alıp verme sıkıntısıyla karşı karşıya kalan hanımlar için tavsiyeler…

Şifalı bitkilerle ilgilenenlere doğal ve garantili "lokman hekim" zayıflama tavsiyeleri 6 yıldır yüzlerce kadını kalıcı zayıflatıyor. Herkesin "yaza kadar nasıl bu kilolardan kurtulacağım" endişesi taşıdığı şu günlerde, bu yolla ilgili önemli bilgileri toparlamak, anımsatmak istiyoruz: Bu sezon doğala dönüş var çünkü diyetlerle verilen kiloların kaçınılmaz olarak ve artarak geri geldiği bilinen bir gerçek. Aynı zamanda sentetik yöntemlerin sonuçlarını da basından duyuyoruz. Kalori tuzağına düşenlerin gerçeği görüp, başvurduğu tabiat yöntemleri bir inceltiyor pir inceltiyor.

Çeşitli diyetleri deneyip başaramamış ve hala şişman olanlara en doğru ve doğal bilgileri verme çabasındayız. Bu doğru inceltme formülü, fazlalıklardan kurtulup, estetik bir vücuda sahip olmayı sağlıyor. Hızlı ve sağlıklı kilo vermeniz için, zayıflama özelliği bulunan formül dört bitkinin özünde ve öğütülmüş özel şifalı bitkilerde. Tabiattan elde edilen bu özlerin zayıflama üzerindeki etkisi yağları çabuk çözmesinden ve yağ hücrelerini küçültmesinden kaynaklanıyor.

Tekrar kilo alıp vermeye son

Öncelikle kendinizi kilo vermeye şartlandırmalısınız ve kendinizden ödün vermemelisiniz. Sadece zayıflamak da yetmiyor verilen kiloların bir daha alınmaması için dengeli bir şekilde beslenmeli, kendinize dikkat etmelisiniz. Kilo verip tekrar alıyorsanız, sürekli tekrarlayan bir kısırdöngüden bilinçli, sağlıklı bir bakışla kurtulabilirsiniz. Doğal ve hiçbir yan etkisi bulunmayan ve "Z 34″ olarak bilinen 4 bitki özü formülünün içeriğinde herhangi bir kimyasal yer almıyor. Öğütülmüş gerçek bitki tozlarıyla birlikte ve 4 narenciye özü sayesinde doğal olarak herhangi bir diyet uygulamanıza gerek kalmıyor.

Şişmanlık ve fazla kilo kader değildir

Şuna artık inanın: Kilo tedavi edilmez ise, gün geçtikçe kötüleşerek devam eden bir çeşit hastalıktır. Kadınlarda hormonal dengeyi bozarak âdet düzensizliği, tüylenme artışı hatta kısırlığa yol açmakta. Orta yaşlara gelip gençlik inceliklerini muhafaza edemeyenlerin de başvurduğu doğal form yöntemleri uzun zamandır doğallık bilincinin yerleşmesi üzerine kabul gördü. Her yaşa hitap etme özelliği ile biliniyor fakat kiyolu gençler arasında da trend oldu. Ergenlik yaşında olup obez olan çok sayıda ergen insanımız bu yolla, bunalıma girdiği kilolarını def etti.

Kilo verme işini bir hapa havale edip sağlığınızı tamamen bozmaktan vazgeçmelisiniz. Onların kalbe zararlı yan etkilerinin olduğu artık herkesçe biliniyor. Bütün bunlardan dolayı çeşitli diyetleri deneyip, başaramamış kadın ve erkekler, gebelikte kilo alanlar, "çok boğazlıyım" diye yakınanlar ve aşırı şişmanlayan ergenler bu yolu deniyor, başarıyor.

Göbek, bel ve basensiz bir vücut sağlıyor

Bu sezon kilo sorunu olanlara en muhteşem önerimiz; bazı narenciye meyvelerinden özel yollarla elde edilen özler ve öğütülmüş bazı şifalı bitkiler. Bu narenciye meyve özleri, yağları bir daha gelmemecesine çözerek bedenden atıyor ve herhangi bir yan etki olmadan forma kavuşturuyor. Zayıflama konusunda bir genelleme yaptık ve önemli noktaları tekrarlayarak toparladık. Çünkü doğal yollardan uzaklaşanların gördüğü zararları duyuyoruz. Bunu bir görev bilerek aktardık.

Türk insanının göbek, bel ve basen yağlanması kronik bir mesele. Şimdi "Onlardan çok çekiyoruz, ne yapsak kurtulamıyoruz" dediğinizi duyan gibiyim. Onları eritmek en zor olanı elbette.. Söz ettiğimiz doğal yollar onlara da aman vermiyor. Fakat bunu hızlandırmak elinizde.

Çözüm olarak; o bölgelerin yağsız ve fit haline dönmesi için bazı mucizevi şifalı bitki yağlarından destek almalısınız. Karın ve basende inatçı ve kalıcı olmaya ısrar eden bu fazlalıklar, doğal özleri kullandığınız sürece eriyor. Ancak şifalı bitki yağlarıyla her gün yapılacak kısa masaj erimesini kolaylaştırdığı gibi kalıcı olarak yok ediyor. Biraz gayret ve doğaya inanç ile bu sorundan sonsuza dek kurtulmak mümkün. Tavsiyemiz olan özel bitkisel fit mönü ile 4 haftadan sonraki günlerde müthiş incelmeyi sevinçle göreceksiniz. Tekrar tekrar kilo verip alma kısırdöngüsü içinden çıkacaksınız.

Sağlıkta Yeni Trend “Bardak Çektirme”

Ünlülerin yaptığı her hareket bir trend halini alıyor. Gün içerisinde tercih ettikleri kıyafetlerden tutunda yemek yeme alışkanlıklarına, spor tercihlerinden sağlıkları için yaptıkları uygulamalara kadar…


Bunlardan bir tanesi de Jennifer Aniston’un katıldığı bir galaya sırtında bardak izleri ile gelmesi ile “Sağlıkta yeni bir trend” halini aldı.

Doğu kültüründe yüzyıllardan bu yana bir tedavi yöntemi olarak kullanılan bardak çektirme ısıtılan bardakların sırta yapıştırılmasının ardından hızla çekilmesi ile uygulanan bir yöntemdir.

Bu yöntem doğu kültüründe kanın dolaşımın hızlanması ile özellikle soğuk algınlığına çok iyi geldiğine inanılmaktadır. Fakat Hollywood dünyasında şifasından çok sırt bölgesinde yarattığı görünümü ile güzellik trendi haline gelmeyi başardı.

Sezon boyunca gerek makyajı, gerek üzerilerinde ki kıyafetleri şık olan bayanların sırt bölgelerinde bardak izleri gördüğünüzde şaşkınlığınızı gizleyin ve bunun artık trend bir görünüm olduğunu unutmayın!

“Bardak Çektirme” trendine bir çoğumuzun uyum sağlamakta zorluk çekeceğini düşünüyorum.
Sizler bu trendi beklemeye alıp tercihinizi güzelliğiniz ve görüntünüz için farklı trendler aramaktan yana kullanmak istiyorsanız eğer; Parfüm, kozmetik, cilt bakımı, vücut bakımı, kişisel bakım, sağlık, fitness kategorileri ile oldukça geniş bir hizmet yelpazesi olan Evoria Indirim kodu’na göz atabilirsiniz. Sitede sağlığınıza, görüntünüze ve havanıza yepyeni trendler katabileceğiniz yüzlerce seçenek indirimlerle sizleri bekliyor.

Bakım ürünlerinin yanı sıra daha kapsamlı online alışveriş siteleri arayışındaysanız eğer Hepsiburada Hediye Çeki‘nde de A’ dan Z’ye günlük hayatta ihtiyaç duyabileceğiniz her türlü ürünü uygun ödeme kolaylıkları ve indirimli fiyatlarla bulabilirsiniz.

Sağlığınıza, güzelliğinize kısacası hayatınıza katacağınız yepyeni trendler sadece bir “tık” ötenizde. Üstelik indirimlerle..

Bu konuk makale indirimhediyeceki.com’a aittir.

Blogger’a Şık CSS Arama Kutusu Ekleyin

Site içi arama kutusu, ziyaretçilerin aradıkları bilgiye rahatça ulaşmaları ve bounce rate değerinizin düşmesi için blogunuz için büyük önem arzediyor. Arama kutusu için en ideal yer blogunuzun heder kısmı veya sidebar’ın en üstüdür. Kısaca, arama kutusu okuyucunun rahat görebileceği bir yerde olmalıdır.

 

Daha önce blogda 2 farklı stilde arama kutusu paylaşmıştım. Ancak boyutları ve tarzı her tasarıma uygun olmayacağından alternatif bir arama kutusu paylaşmak vardı bir süredir aklımda.

 

blogger arama kutusu

 

Bu yazıda paylaşacağım arama kutusu biraz daha şık bir tasarıma sahip ve üzerine tıklandığında genişleme efekti var. Arama kutusunun normal genişliği 150 px fakat sıklandığında 200 px boyutunda genişliyor. 

 

Bu arma kutusunu blogunuza eklemek için Blogger kmanda panelinize giriş yaptıktan sonra Yerleşim > Gadget Ekle > HTML/Java Script yolunu takip edin ve aşağıdaki kodları yapıştırın.

 

<!-- Blog Hocam Arama Kutusu Kodları -->
<style type="text/css">
#search_BH {
}
#search_BH input[type="text"] {
    background: url(https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjYk_krfwPAlra7Vv1U5awV0xcKnEZNy75M4MF-cHnVB-4xnnWQmAHKKNF7m03tLPp5jnd5Sx1nUXOUTnvQsojOLcYZyIKtlQxyL6OsU3Dn0kpcf8lWJL_QlgVjDzSGWY50u2ZpnTyJDvTG/s15/search-dark.png) no-repeat 10px 6px #444;
    border: 0 none;
    font: bold 12px Arial,Helvetica,Sans-serif;
    color: #777;
    width: 150px;
    padding: 6px 15px 6px 35px;
    -webkit-border-radius: 20px;
    -moz-border-radius: 20px;
    border-radius: 20px;
    text-shadow: 0 2px 2px rgba(0, 0, 0, 0.3);
    -webkit-box-shadow: 0 1px 0 rgba(255, 255, 255, 0.1), 0 1px 3px rgba(0, 0, 0, 0.2) inset;
    -moz-box-shadow: 0 1px 0 rgba(255, 255, 255, 0.1), 0 1px 3px rgba(0, 0, 0, 0.2) inset;
    box-shadow: 0 1px 0 rgba(255, 255, 255, 0.1), 0 1px 3px rgba(0, 0, 0, 0.2) inset;
    -webkit-transition: all 0.7s ease 0s;
    -moz-transition: all 0.7s ease 0s;
    -o-transition: all 0.7s ease 0s;
    transition: all 0.7s ease 0s;
    }
#search_BH input[type="text"]:focus {
    width: 200px;
    }
</style>

<h2 class='title'>Ne Aramıştınız?</h2>
<div class='widget-content'>
<center><form method="get" action="/search" id="search_BH">
  <input name="q" type="text" size="40" placeholder="Ara..." />
</form></center>
</div>
<!-- Blog Hocam Arama Kutusu Kodları -->

 

Bu arama kutusunu beğendiyseniz lütfen ağağıdaki butonlar yardımıyla sosyal ağlarda paylaşın.

26 Nisan 2013 Cuma

Blogunuza Vakit Ayırmak Zor Değildir!

Facebook hesabınız ve twitter'daki kişilerinizin büyük bir çoğunluğu blog sahibi olanlardan oluşuyorsa bir çok soruya muhatap olabiliyorsunuz. Hele bir de az çok kod bilgisine ve tasarım yetisine sahipseniz artık çözüm mercii olmuşsunuz yada bu yolda ilerliyorsunuz demektir.

 

Geriye dönüp sorulan sorulara baktığım da bir sorunun diğer sorulardan çok farklı olduğunu ve bu konunun gerçekten irdelenmesi gerektiği kanaatine vardım.

 

Soru şu ; '' bloğunuza nasıl vakit ayırabiliyorsunuz?''

 

Soru gerçekten basip ama cevabı hiç de öyle basite indirgenebilecek türden değildir.Bana bu soruyu soran kişilerin sosyal medya izlerini takip ederim. Bu soruyu soran kişinin facebook , twitter gibi yerlerde ne kadar vakit  harcadığına bakarım.

 

Bir çoğu saatlerini sosyal mecralarda harcarken , bir çoğu oyun oynamakla harcıyor.

 

Ben bloğuma nasıl vakit ayırırım;


Bloğum benim için ailemin bir bireyi gibidir. Nasıl ki eşime ve oğluma vakit ayırıyorsam , bloğuma da vakit ayırmalıyım. Bir blog açıp bir süre sonra sıkılmak yada heves gibi görmek bana hiç etik gelmiyor.


Günümüzde insanların o kadar çok söyleyecek şeyi olmasına rağmen bir blogun istikrarını sağlayamıyor olması da abesle iştigaldir.

 

Bloga Vakit Ayırmak

 

1-) Her akşam en az  30 dakika bloğuma yeni makale yazmak yada yeni makaleler hazırlamak için bilgi ,belge,döküman ,materyal toplarım.

 

2-) Hafta sonu Cumartesi ve Pazar günleri sabah namazından sonra mutlaka bloğumun tasarımı ile ilgilenirim. Yeni özellikler ekleyebilir miyim , kullanımı ve tasarımı daha da iyileştirebilir miyim sorularıma cevaplar ararım.

 

3-) Hafta içi her gün sabah 07:00 ile 08:00 saatlerinde haber sitelerini dolaşarak gündemi takip eder ve bloğum da bahsedebileceğim hususları not ederim.

 

4-) İşyerinde 1 saat olan öğle yemeği molasının 15 dakikasını yemeğe , 15 dakikasını öğle namazına ve kalan 30 dakikayı da benim gibi blog tutanların bloğundaki yeni makaleleri okumakla , onların bloglarına göz gezdirmekle geçiririm.

 

5-) Daha önce sizlere burada ki yazımda bahsettiğim özelliği kullanarak vaktimin bol olduğu dönemlerde arka arkaya yazdığım makaleleri zamanlayarak , vaktimin kısıtlı olacağı dönemlerde yayınlanmasını sağlayarak bloğumu dinamik tutmaya çalışırım.

 

6-) Son olarak en çok yapılan hatayı belirtmek istiyorum. Bir çok blog sahibi vaktinin büyük bir çoğunluğunu bloğunun temasını düzenlemekle harcar ki eskiden ben ve benim gibi olan blog yazarları da öyleydi. Zaman içerisinde blogun tasarımı ile çok oynamamak gerektiğini ve oraya harcanacak eforun yeni bilgiler paylaşmak için, yeni makaleler yazmak için harcamanın daha doğru olduğunu öğrendik. Size de tavsiyemiz bu yöndedir. Bloğunuzun tasarımı ile çok oynamadan içerik üretmeye devam ediniz.

 

Yukarıdaki maddeler halinde sıraladığım şekilde bloğuma yeterince vakit ayırabilirim.Sizde kendinize göre vakitlerinizi düzenleyerek , bloğunuza yeterince vakit ayırabilirsiniz.

 

Öğrenciler sınavları için ders çalışırken çok değil günde 15 dakika dersi bırakıp bloğu ile uğraşması hem onun mola vermesine hem de bloğu ile ilgilenmesine olanak sağlayacaktır.

 

Eğer sizinde bloğunuza vakit ayırma gibi değişik yöntemleriniz var ise öğrenmeyi çok arzu ederiz.

 

Yazar Hakkında: Vural Egemen Sarıgöz Rengarenk Web Günlüğü

24 Nisan 2013 Çarşamba

Johny Asal Responsive Magazin Blogger Teması

Johny Asal Responsive Blogger teması, magazin temalara güzel örneklerden biri. Ana sayfası yan yana 3 adet galeri tarzı kayıttan oluşan temanın, aynı şekilde 3 stunlu footer alanı bulunuyor. Tasarımda dikkatimi çeken şeylerden biri header ve footerdaki arka plan deseni ile gövde bölümündeki desenin aynı ama renklerinin farklı olması. Küçük ama hoş bir detay. Headerda bulunan açılır yatay menü sayesinde kategori ve linklerinizi ana sayfada gösterebilirsiniz. Diğer özelliklerini gçrmek için demo siteyi incelemenizde fayda var.

 

Johny Asal Responsive Blogger Template

DEMO & DOWNLOAD

 

Temayı kullanmaya karar verdiyseniz blogger tema yükleme ile ilgili bilgi alabilir ya da daha önce paylaştığım diğer blogger temalarına bakabilirsiniz.

 

Yatay açılır menüyü düzenlemek için şalonun HTML kodlarında şu bölümü bulun:

 

<ul>

<li><a href='/'>Home</a></li>

<li><a href='#'>Menu 1</a></li>

<li><a class='prett' href='#'>Drop Menu</a>

<ul class='menus'>

<li><a href='#'>Drop Menu 1</a></li>

<li><a href='#'>Drop Menu 2</a></li>

<li><a href='#'>Drop Menu 3</a></li>

</ul>

</li>

<li><a href='#'>Menu 2</a></li>

<li><a class='prett' href='#'>Drop Menu 1</a>

<ul class='menus'>

<li><a href='#'>Drop Menu 1</a></li>

<li><a href='#'>Drop Menu 2</a></li>

<li><a href='#'>Drop Menu 3</a></li>

</ul>

</li>

</ul>

 

Burada # yerine açılmsını istediğiniz URL’yi yazacaksınız.

 

Galeri ve magazin tarzındaki bu temayı haber blogları, fotoğraf blogları, moda blogları, yemek blogları ve teknoloji blogları için rahatlıkla kullanabilirsiniz.

22 Nisan 2013 Pazartesi

Blog İşini Ciddiye Alanların Okuması Gereken 10 Kitap

İnsanların en büyük dostunun kitaplar oluğunu düşünenlerdenim. Geçtiğimiz günlerde yaptığım kitap çekilişine gösterilen ilgiden anladığım kadarıyla benimle aynı fikirde olan pek çok okuyucum var. Okuduğum her kitap bende mutlaka bir etki bırakmıştır. Her birinin bana çok şey kattığını düşündüğüm için öğrencilik yıllarımda beri ne kadar yoğun olsam da kitap okumaya mutlaka vakit ayırmışımdır.

 

Bir blog yazarını başarıya götüren yollardan birinin de çok okumaktan geçtiğini düşünüyorum. Blog dergi, gazete, kitap farketmez. Çok okuyan blogcuların yazılarındaki farkı hemen görebiliyorsunuz. Madem konumuz kitaplar ve bloglar sizler için küçük bir araştırma yaptım ve blog işini ciddiye alan kişilere çok faydalı olacağını düşündüğüm kitapları bir araya getirdim. Önermesi benden, okuması sizden.

 

1. İnternette Pazarlama ve Sosyal Medya Stratejileri

 

İnternette Pazarlama ve Sosyal Medya Stratejileri

A. Korhan Odabaşı, Koray Odabaşı

 

Kuralları kullanıcılar tarafından koyulmaya başlanan yeni web ortamında başarılı olmak için her zamankinden fazla çalışmak gerekiyor. İnternette Pazarlama ve Sosyal Medya Stratejileri kitabı, böyle bir ortamda neler yapmanız gerektiği konusunda net açıklamalar içermekte ve güncel bilgiler sunmaktadır.Kitabın ilk bölümünde, hızla değişen web ortamında başarılı olmak konusunda neler yapabileceğinizi öğrenecek, çeşitli analizler yoluyla web ortamında doğru konumlandırma ve doğru e-stratejiyi belirlemek konularında bilgi sahibi olacaksınız. Web varlığınıza trafik yaratmak konusuna odaklanan ikinci bölümde, arama motorlarında önde gelmek için web sitenizde ve web ortamında neler yapmanız gerektiği konusunda kapsamlı bilgi sahibi olacaksınız. Web ortamında diğer siteler üzerinde nasıl pazarlama yapabileceğinizi öğrenecek, görsellik, içerik ve zamanlama bakımından e-bültenleri en etkili şekilde nasıl kullanabileceğiniz konusunda bilgi sahibi olacaksınız.

 

2. Blog Çağı

 

Blog Çağı

Ceyda Aydede

 

Siz kimsiniz? Dünyanın bunu bilmesini ister misiniz? Ne Satarsınız? Daha fazla, çok daha fazla satmak istermisiniz? Tüm bunları bloglar sayesinde yapabilirsiniz. Blog yoluyla hem dünyaya bağlanabilir hem de hiç tanımadığınız insanlara ve mekânlara ulaşabilir, şirketlere ve pazarlara adınızı duyurabilirsiniz. Dünyada yaklaşık 35 milyon çalışan her gün blogları ziyaret ediyor ve 3,5 saatini bloglarla geçiriyor. Yani günde en az 40 dakikalarını blog ziyaretlerine ayırıyorlar. Şimdi iş dünyası blogçuluğun gücünü görmekte ve kontrol altında tutup yönetmeye çalışmaktadır. Gerçek liderler için sanal günlük tutmak bir zorunluluktur. Aynı şeyi siz de şirketiniz için yapmalısınız. >Pazarlamanın Blog Çağı ile blog nedir, etkin biçimde nasıl kullanılabilir, pazarlamada bloglardan nasıl faydalanılabilir gibi sorularınız cevap buluyor.

 

3. Sosyal Medya 101

 

Sosyal Medya 101

Murat Kahraman

 

Pazarlama veya iletişim alanında çalışıyorsanız sosyal medya sizin de son dönemde en çok duyduğunuz terimlerden biri olmalı. Peki, bu sosyal medya nedir? Diğer bazı online pazarlama araçları gibi gelip geçici bir moda mı? İnternette başka örneklerine şahit olduğumuz gibi patlayıp yok olmaya hazır bir balon mu? Yoksa gerçekten gözardı edenlerin büyük fırsatlar kaçıracağı sosyal medya artık günlük hayatımızın rutinlerinden biri. Her gün hepimizin hayatında bu kadar çok yer alan bir mecrayı gözardı etmek sadece önemli bir fırsatı kaçırmaktan çok daha ciddi bir hata olacaktır. Murat Kahraman ilk adımı atmanız için size bir fırsat sunuyor. Türkiye'den verilmiş sosyal medya uygulamaları örnekleriyle desteklenen kitap sosyal medyada yer almak isteyenler için kılavuz niteliğinde.

 

4. Blog Pazarlama

 

blog pazarlama

Erkan Akar

 

Satış ve pazarlamanın yeni silahı olan Blog internet dünyasının bir ürünü.E-ticaret ve pazarlama alanında yayınları olan Erkan Akar yeni kitabıyla Blogla pazarlamayı anlaşılır bir dille bizlere anlatıyor. Batıda iş dünyası ve pazarlamacıların yeni gözdesi haline gelen Bloglar pazarlama alanında adeta bir devrim yaratıyor. Web sitelerinin bir türü olan Blog internetin en dinamik yüzü. Kişisel, politik, turistik, eğitsel vb amaçlarla bloglar her alanda güçlü bir iletişim ortamı sağlıyor. Pazarlama alanında ise yeni bir silah olarak karşımıza çıkıyor.  Blogla Pazarlama, işletmelerin müşterileriyle karşılıklı konuşma formatında gerçekleştirdikleri düşük maliyetli ve etkili bir satış tekniğidir. Bu yolla ,etkili geri bildirim alınabilmekte ve müşteriyle sorunsuz iletişim kurulabilmektedir.O halde işletmeler hiç vakit kaybetmeden bir Bloğa sahip olmalıdırlar.

 

5. Çıplak Sohbetler

 

Çıplak sohbetler

Robert Scoble, Shel Israel

 

Bloglar kurumların hedef kitleleriyle iletişim davranışlarını nasıl baştan sona değiştiriyor? Son zamanlarda "blog" sözcüğü sıkça duyulur oldu."İnternet günceleri" sanal dünyayla haşır neşir olanların uğrak yerlerinden biri haline geldi. İş dünyası bu büyük değişimin dışında kalamazdı, kalmadı da... Microsoft'tan IBM'e GM'den küçük ölçekli şirketlere artık kurumlar da kendilerine blog ediniyorlar. Microsoft'a "insan yüzü" kazandırmasıyla meşhur blogçu Robert Scoble ile Shel Israel'in bir bir iddiası var: Blogsuz Şirket Kalmayacak!

 

6. İnternette Marka Yaratmanın 11 Değişmez Kuralı

 

İnternette Marka Yaratmanın 11 Değişmez Kuralı

Al Ries, Laura Ries

 

Bir web siteniz olmasa da... İşlerinizi Internet üzerinden yürütmeseniz de... Sunduğunuz ürün yada hizmet asla sanal ortamda satılamayacak olsa da... Internet işinizi mutlaka etkileyecektir. Çünkü Internet yalnızca yepyeni bir iletişim aracı değil, tüm ekonomiyi içine alacak, yepyeni bir iş ortamı aynı zamanda. Bu ortamda oyunun kuralları çok farklı. Gerçek hayatta işe yarayan pek çok strateji ve taktik burada başarısızlığa yol açabilir. Gerçek dünyanın markalarını web'e taşıyarak Internet'te başarılı olabilmek mümkün değil. Internet'in özelliklerine uygun, yepyeni ve özel markalar yaratmanın kurallarını bilmeli ve acele etmelisiniz; çok acele etmeli...

 

7. Uzmanından SEO

 

uzmanindan seo

Kaan Gülten

 

SEO Uzmanından öğrenilir. Türkiye'de arama motorlarına SEO yazınca ilk sırada çıkan seohocasi.com’un geliştiricisi ve kurucusu Kaan Gülten'in kendine özgü sade ve anlaşılır üslubu ile kaleme aldığı bu kitapla beraber hiç bilinmeyen SEO teknikleri gün yüzüne çıkıyor. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Ve bu kitapla beraber bu bilgileri resimli anlatımla kolay yoldan öğrenebilirsiniz. SEO Araçlarını, SEO’nun gelişim sürecini bu kitapla öğrenin.

 

8. Blogdan Al Haberi

 

Blogdan Al Haberi

Zeynep Atikkan, Aslı Tunç

 

Yazılı basın her anlamda küçülmeyi sürdürür ve Wikileaks olgusu gazeteciliği yeniden tanımlarken gazeteci-yazar Zeynep Atikkan ve akademisyen Aslı Tunç, bu ortak çalışmalarında siber aleme ilişkin şaşırtıcı tespitlerini hızlı ve çarpıcı bir dille aktarıyor. Blogdan Al Haberi, dijital devrimle gelen değişimi ve bu baş döndürücü sürecin dışında kalanların yaşam alanlarının ne kadar daralacağını gözler önüne seriyor. On yılını geride bakan blog âleminin izinde Atikkan ve Tunç, ABDden Mısıra, Türkiyeden Endonezyaya uzanan geniş bir yelpazeden dünyanın en ünlü blogcularıyla ve dijital medya uzmanlarıyla birbirinden ilginç söyleşiler yapıyor ve bu yeni medya ekosistemini anlamaya yönelik analizlerini dünya ölçeğinde bir yaklaşımla sunuyorlar. Konusunda bir ilk olma özelliğini taşıyan bu çalışma, gazeteciliğin nereye doğru gittiğini, dijital eylem ve sanal demokrasi kavramlarını ve blogların ekonomik boyutunu sosyal medya olgusunu gözden kaçırmadan ele alıyor. Bu kavramlara geniş bir perspektiften bakan Blogdan Al Haberi, Türkiyede sanal alemin içinde bulunduğu durumu da analiz ederken ortaya çıkan tablonun dramatik sonuçlara yol açabileceğine vurgu yapıyor. Son derece akıcı bir üslupla yazılan, her cümlesiyle düşündüren ve ufuk açan Blogdan Al Haberi, en tepesinden en alt kademesine yazılı basın mensuplarının, iletişim öğrencilerinin, siyasetçilerin ve toplum bilimcilerin asla kayıtsız kalamayacağı bir eser.

 

9. İnternet Ortamında Pazarlama

 

İnternet Ortamında Pazarlama

Ramazan Aksoy

 

Günümüzde turistlik seyahatler, perakendecilik, otomobil alım– satımı v.b ürünlerin birçok pazarlama uygulaması internet ortamında gerçekleştirilmektedir. Internet, doğası gereği, çok hızlı etkileşim olanağı sunan, zengin sunum olanaklarına sahip, mesafenin önemini aşındıran ve nispeten çok düşük maliyetli bir teknolojidir, internetin etkilediği alanların başında da pazarlama bilimi gelmektedir. İnternetin Parklı özellikleri, geleneksel pazarlama uygulamalarına alışık olan yönetici ve akademisyenlerin ezberini bozmaktadır. Birçok ürün ve hizmetin geleneksel sektör uygulamaları günümüzde tamamen internet ortamında gerçekleştirilebilmektedir. Kitap, esas itibari ile geleneksel pazarlama ile internet ortamında pazarlama uygulamalarını bir arada ele almaktadır. Bunun sebebi, bütün okuyucuların pazarlama bilimi jargonunu bilmiyor olabileceğidir. Böylece, kitabı okuyan tüketici temel bir pazarlama eseri okumamışsa bile, bu konularda özet bilgilere de ulaşabilecek ve dönüşümün nasıl yaşandığını daha iyi değerlendirecektir. Bu yönüyle kitap, hem pazarlamanın ulaştığı en son nokta olan internet ortamında pazarlama konusunda eğitim alan öğrencilerin hem de konu ile ilgili herkesin başvuracağı güncel bir kaynaktır.

 

10. Sanal Ortamda Halkla İlişkiler

 

Sanal Ortamda Halkla İlişkiler

İdil Sayımer

 

Elektronik iletişim araç ve sistemlerinin kısa sürede tüm dünyada yaygınlaşmasıyla, gerçekle görüntüyü birbirinden ayırabilmenin güçleştiği bir sanal dünya düzeni yaşamaktayız. Sanal ortam gerçek dünyadan farklı bedensiz bir ortamda yarattığı özgürlük alanı ile geniş bir kitlesel etki ve çekim oluşturmaktadır. Öte yandan bilgi ve iletişim teknolojilerince sağlanan olanaklardan en üst düzeyde yararlanan gelişmiş ülkelerin kazandığı küresel rekabet üstünlüğü, onların gelişmemiş ülkeler üzerinde yeni bir tür sömürgecilik yaratmakta oldukları kaygısını da beraberinde getirmektedir. Sayısal uçurum, gelişmekte olan ülkelerin ve toplumun belli kesimlerinin bilgiye ulaşmasında yaşanan eşitsizlikten kaynaklanmakta ve bu ülkelerin enformasyon toplumuna dönüşüm süreçlerini yavaşlatmaktadır. Sanal ortamın sunduğu özgür ve demokratik dünyada daha fazla seslerini duyurma olanağı bulan birey ve kitleler bir taraftan da çokseslilikten kaynaklanan bilgi kirlenmesi içinde kendilerine ait birçok bilgiyi açığa çıkartarak kolay erişilebilir, etkilenebilir ve gözetlenebilir duruma gelmektedir. Bu bağlamda yeni iletişim teknolojilerinin hangi küresel aktörlere hizmet ettiği sorusu akademik dünyada giderek daha fazla tartışılmaktadır.

 

Kitapların altında okuduğunuz açıklamalar tanıtım bültenlerinden alınmıştır. Kitaplarla ilgili şahsi fikir ve gözlemlerim değil. Henüz bu kitapları okumadığım için kendi düşüncelerimi yazamadım.

21 Nisan 2013 Pazar

Anne Sütü Alan Bebeklerde Meme Kanseri Riski Azalıyor!

Anne sütü, bebeği enfeksiyon hastalıkları, alerjik rahatsızlıklar, obezite ve diyabet gibi bir çok hastalıktan koruyor. Yapılan araştırmalar anne sütünün aynı zamanda kız bebekleri meme kanseri riskinden de koruduğunu ortaya koyuyor. 

Anne sütü bir bebek için vazgeçilmez bir besin kaynağı. Bebeğe sağladığı sayısız yarar var. Anne sütünün bebeklerin sağlığı üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalarsa her geçen gün yeni bir faydasını ortaya çıkartıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ülkü Tıraş, yapılan son araştırmaların sonuçlarına bakıldığında anne sütünün, bebeği meme kanserinden lösemiye kadar birçok hastalıktan koruyucu etkisi bulunduğunu belirtiyor.

Anne Sütü Bebeği Hastalıklara Karşı Koruyor

Anne sütü alan bebeklerde alerjik hastalıklar, çocukluk çağı şeker hastalığı, ishal, orta kulak enfeksiyonları ve tüm diğer enfeksiyon hastalıkları daha az görülüyor. Hatta yapılan araştırmalar, anne sütünün bağışıklık sistemini güçlendiren özelliği nedeniyle kız bebeklerin ileride meme kanserine yakalanma risklerinin çok daha az olduğunu gösteriyor. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebeklerde lösemi yüzde 9, Hodgin lenfoma yüzde 24, çocukluk çağı kanserlerinden biri olan nöroblastomun ise yüzde 41 oranında daha az görülüyor.
Emzirmenin sonunda gelen yağlı süt bebeği obeziteden koruyor

Anne sütü bebeğin ihtiyaçlarına özel olarak üretiliyor. Bu yüzden her annenin sütü kendi bebeğine özel. Hatta emzirmenin başlangıcındaki sütle son kısmı bile birbirinden farklı oluyor. Emzirmenin sonuna geldikçe anne sütünün yağ oranı da artıyor. Bu da bebeğin doymasını sağlıyor. Böylece bebeği obeziteden de koruyor.

İlk Süt, Bebeği Enfeksiyonlardan Korur

Anneden doğum yapar yapmaz gelen ve kolostrum denilen ilk süt bebekler için yaşamsal önem taşıyor. Bebeğin bu dünyadaki ilk besininin mutlaka anne sütü olması gerekiyor. İlk süt enfeksiyonlara karşı koruyucu madde içeriyor. Bu da enfeksiyonlara karşı direnci düşük olan yeni doğan için çok önemli. Bu nedenle bebeklere doğumdan sonra şekerli su gibi başka besinlerin kesinlikle verilmemesi gerekiyor.

Formül Mama Anne Sütünün Yerini Asla Tutmaz

Bebeği hastalıklardan korumak adına anne sütünün, ilk 6 ay tek başına, daha sonra ise ek gıdalarla birlikte 2 yıl boyunca bebeğe mutlaka verilmesi gerekiyor. Özellikle doğumdan sonraki bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığı açısından bebeğin kilosu ölçülerek takip edilmeli. Belirli zaman dilimlerinde aldığı kilo, bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığını gösteriyor. Pek çok anne bebeğinin yeterli kilo almadığını düşünerek, daha tombul olsun diye formül mama verme ihtiyacı duyuyor. Ancak sütleri varken, bebeklerine formül mamaların verilmesi doğru değil. Çünkü bu mamalar anneye ve bebeğe özel olarak üretilmiyor.

Dereotu, Maydanoz ve Nane Suyu Sütü Artırıyor

Anne sütünü artırmak için mümkün olduğu kadar sık aralıklarla bebeği emzirmek ve memeye masaj uygulamak gerekiyor. Bunun yanı sıra anneler mutlaka beslenmelerine özen göstermeli ve bol su tüketmeliler. Dereotu, maydanoz ve naneden elde edilen bitki çayları anne sütünü artırıyor.

Çalışan Anneler de Anne Sütü Verebilir!

Bebeğini belirli bir dönemin sonunda evde bırakıp çalışmaya başlayan anneler emzirme dönemlerinin biteceğini düşünüp, kaygıya kapılıyor. Oysa bu yanlış bir  düşünce. Anneler iş yerlerinde belirli aralıklarla sütlerini sağmaya devam ederlerse, bebeklerini istedikleri kadar anne sütüyle besleyebilirler. Süt sağılmaya devam ettikçe, beyinden salgılanan hormonlar da çocuğun süte ihtiyacının sürdüğünü düşünüyor ve bol miktarda salgılanmaya devam ediyor. İş yerinde sağılan anne sütü, özel kaplara konularak buzdolabının kapağında 24 saat, derin dondurucuda ise 6 aya kadar saklanabiliyor. Ancak anne sağma işlemine ara verirse beyin, hormon salgılanmasını azaltıyor, bunun sonucunda da süt yapımı giderek azalıyor.

20 Nisan 2013 Cumartesi

Sağlıklı sutyen seçimi nasıl yapılır?

Uzmanlar, günlük kullanımlar için çok sıkı olmayan göğüslere tam oturan pamuklu kumaştan üretilmiş doğal boyalarla boyanmış sutyen kullanılmasını tavsiye ediyor.

Sutyen seçerken dikkat etmeniz gerekenler kısaca şu şekilde açıklanabilir…

Spor yaparken de tabii ki zıplama hoplamalara karşı koruyucu sıkı spor için üretilmiş özel sutyenler kullanılmalı. Sutyen alırken birkaç noktaya dikkat etmek şıklığınız ve rahatınız için çok yaralı olacaktır.

Sutyeninizi yeni aldığınızda en uç agrafta (klipste) rahatsanız sorun yok demektir. Sutyenler kullandıkça gevşerler. İlerde sutyeniniz gevşedikçe daha yakın agraflara takabilirsiniz. Sutyen almadan mutlaka doğru beden ölçünüzü bildiğinizden emin olun.

Göğüsleriniz sutyen kabından taşıyorsa beden ölçünüzde bir hata var demektir. Göğüslerin sutyenin üst kısmından kontrolsüz olarak dışarıya doğru bombe yapacak şekilde taşması hoş bir görünüm oluşturmaz. Sutyeninizin arka bantı yere paralel olarak sırtından geçmelidir. Eğer bu bant yukarıda kalıyorsa askılar olması gerektiğinden daha kısa ayarlanmış ya da sutyen üzerinize göre değil demektir.

Regl öncesi dönemde normal dönemlerde giyeceğiniz sutyenleri almayın. Memelerinizin bu dönemde büyümesi, normal dönemlerde giyemeyeceğiniz sutyenlere sahip olmanıza yol açabilir. Aslında doğrusu kadınların bu iki farklı dönem için ayrı ayrı sutyenlere sahip olmasıdır.

Kendinize regl dönemleri için normal bedeninizden farklı bedende bir ya da iki sutyen almanızı öneririz. Göğüslerinizin dolgun görünmesi için ‘push-up’ denilen içten dolgulu sutyenleri tercih edebilirsiniz. Bu tip sutyenlerin dolguları günümüzde sıvı, hava ve pamuk gibi çeşitli malzemelerle oluşturulmaktadır.

Beğendiğiniz birini seçmekte serbestsiniz; hepsi hemen hemen aynı rahatlıktadır. Ancak sıvı dolgulu push-up’ların göğsün kendi dokusuna daha yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer sutyeninizin agraflarının arkada olması sizi zorluyorsa ya da biraz değişiklik ve pratiklik arayışındaysanız önden agraflı yani önden açılan sutyenleri deneyebilirsiniz. Genel olarak şöyle de bir saptama yapabiliriz; aldığınız sutyen rahatsa ve sizce güzel gözüküyorsa sorun yok demektir.

19 Nisan 2013 Cuma

Duruşunuza 10 Dakika Ayırın!

Düzgün duruş; bel, sırt ve boyun ağrılarından korunmanın en önemli yolu. Bunun yanı sıra olumlu bir ilk izlenim ve etkili bir iletişim için de düzgün duruşun rolü büyük. 

Dik duran kişi, karşısındakinde kendinden emin, yaşam enerjisi yüksek, başarılı bir insan etkisi bırakıyor. Kambur duruş ise içe kapanık ve kendine güveni olmayan bir kişiliğin göstergesi olarak kabul ediliyor. Acıbadem Sağlık Grubu International Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Demet Parlar, günde 10 dakikalık mola egzersiziyle kötü duruş sorunundan kurtulabileceğimizi belirtiyor.

Genelde 20’li yaşlardan itibaren kadınlarda boyun-sırt, erkeklerde bel ağrılarının önemli nedenlerinden biri duruş bozukluğu. Bu ağrılar, ofiste ya da evde düzenli olarak yapılan basit egzersizlerle duruş bozukluğu düzeltilerek önlenebiliyor.

Kasların En Ekonomik Olarak Kullanıldığı Duruş

Halk dilinde dik ya da sağlıklı duruş olarak tabir edilen düzgün duruş, kasların en ekonomik olarak çalıştığı durumdur. Bu duruşta baş önde durmamalı, omuzlar öne doğru dönmemeli, karın çok öne gelmemeli. Bu nedenle fizik tedavi sırasında düzgün duruş eğitiminin yanı sıra boyun, sırt, bel, karın ile bacak kaslarını güçlendirmeye ve esnetmeye yönelik bir egzersiz programı verilmesi önemli. Egzersiz programlarında hastaların bu egzersizleri yaşam boyu düzenli olarak yapmalarını sağlayarak boyun, sırt ve bel ağrısına neden olan omurga sorunlarından korunmalarına yardımcı olmak amaçlanıyor.

Duruş Bozukluğunun Sebebi Tespit Edilmeli

Duruş bozuklukları bazı kas-iskelet ve sinir sistemi hastalıklarına bağlı olabildiği gibi, genelde çocuklukta başlayan yanlış duruş alışkanlığına, ileri yaşlarda ergonomik olmayan ortamlarda çalışmaya bağlı olarak da görülebiliyor. Bu nedenle duruş bozukluklarında öncelikle altta yatan nedenin tespit edilmesi gerekiyor.

Kreşlerde Doğru Duruş Eğitimi Verilmeli

Çocuklara doğru duruşu öğretebilmek için onların oyun alanlarını, omurgayı dik tutacak biçimde planlamak gerekiyor. Örneğin çalışma masalarının ergonomik olması, sandalyenin destekli olması, masa ile iskemle yüksekliğinin uygun olması omurga sağlığı için önemli. Özellikle hem çocukların hem de gençlerin yatakta veya koltuğa oturarak, bağdaş kurarak laptop kullanması kötü duruş alışkanlığını yerleştiren önemli yanlışlardan biri. Masada veya koltukta mutlaka sırt dik durmalı, bel ve sırt desteği olmalı.

Ergenlik Döneminde Çocuklar Dik Durmaya Teşvik Edilmeli

Ergenlik döneminde göğüsleri büyümeye başlayan genç kızlar bu durumdan utandıkları için, uzun boylular ise “kendini beğenmiş” bir etki bırakma endişesiyle bir anlamda vücutlarını saklamaya, ufaltmaya çalışıyor; omuzlar önde kambur durma alışkanlığı ediniyorlar. Bu duruş, ilerleyen yıllarda da kalıcı hale geliyor. Bu nedenle özellikle ergenlik döneminde anne babaların ve öğretmenlerin çocukları dik durmaya teşvik etmesi gerekiyor. Onları cinsel gelişimlerinden rahatsızlık duymamaları gerektiği, bunun güzel bir olay olduğu konusunda ikna etmeliler.

Küçük Yaşta Spor Alışkanlığı Kazandırılmalı

Düzenli olarak yapılan spor, omurgayı destekleyen kasların kuvvetli ve esnek olmasını sağlıyor. Bu nedenle çok küçük yaştan itibaren çocuklara spor alışkanlığının kazandırılması gerekiyor. Yüzmek, bisiklete binmek, tenis ya da jimnastik, omurga sağlığı üzerinde olumlu etkiye sahip sporların başında geliyor.
Yanlış bir duruş, birçok rahatsızlığa da zemin hazırlıyor. Kaslarda oluşan zayıflıklar, gerginlik ve kısalıklar yumuşak dokularda ve eklemlerde incinmeleri, zorlanmaları kolaylaştırıyor. Bu nedenle hem sporla hem de özel egzersizlerle omurgayı destekleyen kasların yanı sıra, kol ve bacak kaslarını da güçlü ve esnek tutmak gerekiyor.

Fazla Kilo Duruşu Bozuyor

Karın bölgesinde toplanan yağ, hareketsiz yaşama, karın kaslarının zayıflamasına ve bel çukurunun artmasına yol açıyor. Bu da omurganın sağlıklı duruşunu bozuyor ve sırtta kamburlaşmaya neden oluyor.

Fizik Tedaviyle Ağaç Her Yaşta Eğilir

Yanlış duruş, ilerleyen yaşla birlikte yalnızca boyun, sırt ve bel ağrılarına neden olmuyor; omuz ve çene eklemlerinde de incinmeleri kolaylaştıran önemli bir risk faktörü haline geliyor. Bu nedenle bel, boyun, sırt, omuz ve çene eklemi ağrısı olan hastaların tedavisinde duruş egzersizleri ve eğitimi, tedavinin ayrılmaz bir parçası olmak zorunda. Bel, boyun, sırt, omuz ve çene ekleminde sorunu olan hastaların tümüne ağrıları geçtikten sonra, tedavi sırasında veya sonrasında duruş eğitimi ve egzersiz programı verilmeli. Eğer kemik, sinir ve eklem kökenli bir sorun, başka bir deyişle altta yatan nörolojik, romatolojik bir hastalık ya da omurgada yapısal bir bozukluk yoksa yanlış duruş, egzersiz ve eğitimle her yaşta düzeltilebiliyor.

İşe Verilen Kısa Bir Mola Yeterli

Temel egzersizler için en az 10-15, en fazla ise 30 dakika yeterli. Ayrıca her meslek grubundan ve her yaştan hastanın yapabileceği mola egzersizleri 2-3 dakikalık bir zaman diliminde bile uygulanabiliyor. Tabii ki yapılan işe bağlı olarak saat başı veya 2 saatte bir verilen kısa molalar da olmak üzere.

Molalarda Yapılabilen Günlük Yaşam Egzersizleri

Bu egzersizleri sabit pozisyonda, özellikle başı öne eğik olarak çalışan herkes; örneğin başta bilgisayarı yoğun kullanan ofis çalışanları olmak üzere, uzun süre araç kullananlar, yemek ve temizlik yapan ev hanımları, dikiş diken terziler, öğrenciler mutlaka yapmalı.

Sağlıklı Duruş Modeli

• Ayakta; çene ve omuzlar geride, karın içeride olmalı. Böylece vücut için yerçekimi ekseninin kulak, omuz, kalça, ayak bileğinin aynı çizgi üzerinde olması sağlanıyor. Bu da eklemler ve kaslar için en uygun ve sağlıklı duruşu oluşturuyor.
• Bilgisayar karşısında otururken bilgisayar monitörü göz seviyesinde; kulak, omuz ve kalçanın aynı hizada, sırt ve belin ise destekli olması gerekiyor.

Mola Egzersizleri

• Gözler karşıda, çene yere paralel durumdayken omuzlarınızı geriye alın; karnınızı içeri çekin, çenenizi geriye doğru hareket ettirin ve 5 sn. bekleyin.
• Çalışmaya kısa bir mola verip boynunuzu önce sağa sonra sola yatırın, her hareketin son noktasında 5 sn. bekleyin. Daha sonra boynunuzu önce sağa sonra sola çevirin. Aynı şekilde her hareketin sonunda kasınızın iyice esnemesi için 5 sn. bekleyin.
• Sandalyede otururken iki elinizi önde birleştirin. Önce öne doğru, arkasından da aynı hareketle arkaya doğru esneyin. Bu hareketi ayak uçlarınıza eğilerek ve yukarı uzanarak da tekrarlayın. Yine her hareketin sonunda 5 sn. kadar bekleyin.
• Ellerinizle dizlerinizi tutup oturur pozisyondayken kendinize doğru çekip bırakın.
• Belinizi geriye doğru esnetin. Aynı hareketi arada ayağa kalkarak da tekrarlayın.
• Her molada 3-4 dakikalık egzersiz yapın. Gün içerisinde yaptığınız işin yoğunluğuna göre 3-5 kez tekrar edin. Egzersizler sırasında rahat nefes alıp verin, nefesinizi tutmayın. Ağrınız olduğu takdirde hareketi bırakın ve doktorunuza danışın.

Blog Açmadan Önceki Yol Ayrımı

İnternette gezinirken bloglara denk geliyorsun. Millet açmış bloğu, bir yandan fikirlerini yazarken bir yandan da reklam alarak para kazanıyor. “Oh ne kadar güzel” diyorsun, “bunu ben de yaparım”.  Karar veriyorsun; blogcu olacaksın. Ama dur acele etme, önce şu sorulara cevap ver. Gerisi kolay.

 

Blog Açmadan Önce

 

Gerçekten blog açmalı mısın? Açmamalı mısın?


Kendine bu soruyu sor ve içtenlikle yanıtla. Belki de bir anlık hevesle bu işe kalkışıyorsundur. Bir iki yazı ekledikten sonra bloğu kendi haline bırakacaksan boşver be. İnterneti kirletme boş yere. Onun yerine faydalı bir hobi bul kendine. Hobi hem daha eğlencelidir hem de para kazanma şansın daha fazladır.

 

Wordpress mi Blogger mı?


Geçici bir heves olmadığına kanaat getirip bloğu açmaya karar veriyorsun. Ama daha büyük bir ikilem seni bekliyor. Bloğunu hangi platformda açacaksın? Buna karar vermeden önce şunu söyle bana; ücretli bir blog mu açacaksın ücretsiz mi? Ücretli açacaksan gerekli SEO eklentilerini kurman şartıyla wordpress açmanı tavsiye edebilirim. Ücretsiz açacaksan Blogger’ın arkasında Google olduğunu ve kullanımının kolay olduğunu, wordpress’in ise bloğunu daha kişisel yapmana müsaade ettiğini hatırlatırım. Karar yine senin.

 

Yazmak ya da yazmamak. İşte bütün mesele bu.


Hala mı vazgeçiremedim seni? Baya kararlısın anlaşılan. Maalesef ülkemiz yeteri kadar özgürlükçü bir ülke değil. Bu yüzden blogcu olunca öyle kafana her eseni, ağzına her geleni yazamayacaksın. “Blog benim çöplüğüm, her horoz kendi çöplüğünde öter” diyemeyeceksin. Ayrıca yazdıklarınla, anlatımınla, bloğunla bir fark ortaya koyabilecek misin? Yoksa insanların aynı şeyleri aynı şekilde bir de senden mi okumasını bekleyeceksin?

Şunu da unutma; okur olunmadan yazar olunmaz.

 

Her şeyden bir şey mi? Bir şeyden her şey mi?


Bu kadar aşamayı geçtin ama bitmedi. Yazacaksın ama ne yazacaksın? Uzman olduğun bir konu üzerine mi yoğunlaşacaksın? Yoksa çeşitli yazım türlerinde denemeler mi yapacaksın?

Sakın ama sakın sağdan soldan bulduğum hoşuma giden her şeyi bloguma yığacağım deme. Bu ne takipçilerinin ne de arama motorlarının hoşuna gider.

 

Reklam olmalı mı? Olmamalı mı?


İşte en çok sevdiğin bölüme geldik; reklamlar ve kazanç. Bana sorarsan bloğuna kolay kolay reklam alma. Özgün ve başarılı bir blogcu olana kadar da üç-beş kuruşun peşine düşme. Başarılı olmaya odaklan. Kendine bir yol çiz ve emin adımlarla yürümeye bak. Başarılı oldukça zaten sana reklam teklifleri gelecektir.

 

Benden bu kadar. Bunları iyice düşün sonra kesin kararını ver. Hadi kolay gelsin.

 

Yazar Hakkında:

cem-bakiBlogculuğa 4 yıl önce başlayan yazar, KPSS nedeniyle ara verdiği bu uğraşına meslek sahibi olur olmaz geri döndü. Önce birkaç sitede yazarlık denemesi yapsa da bir süre sonra şimdiki bloğunu açtı. Sadece kendi yazılarından ibaret olan bloğunu merak ediyorsanız: http://cembaki.com/ Quup profili: http://quup.com/cembaki

18 Nisan 2013 Perşembe

Blogger’a Google+ Yorumlarını Ekleme

Yazılara gelen yorumları okumak ve onlara cevap vermek blog yazarlığının en keyifli taraflarından biri. Yorumlar okuyucularla iletişim kurmanın yanı sıra benim sıklıkla yaptığım gibi yeni yazı fikirleri için ilham kaynağınız da olabilir. Daha önce dişli yorum özeliğini getiren Blogger, yorum konusuna verdiği önemi belli etmişti. Son olarak şablon HTML editöründe yeniliğe giden Blogger, şimdi de Blogger’ın yorum bölümüne Google+ yorumları taşıyabileceğimizi duyurdu.

Blogger'da Google+ Yorumları

Blogger’da Google+ Yorumlarını Kullanma

 

Blogunuzda Google+ yorumlarını kullanmak istiyorsanız yapmanız gereken şey Blogger kumanda panelinize giriş yaparak soldaki menüden Google+ sekmesine tıklamak ve açılan sayfadaki Bu blogda Google+ yorumlarını kullan seçeneğini işaretlemek.

 

Blogger'da Google+ Yorumlarını Kullanma

 

Google+ yorumlarını kullanmaya başladıktan sonra yazılarınızın yorum bölümünde, direkt blog ziyaretçileriniz yaptığı yorumların yanında Google+ üzerinde yazınıza yapılan yorumlar da gözükmeye başlayacak.

Ziyaretçileriniz aynı Google+ da olduğu gibi yorumlarını ister herkese açık, isterlerse de seçtikleri çevrelere görünür şekilde yapabilecekler. Ayrıca yazıya yapılan yorumları okurken sadece çevrelerinizde olan kişilerin yaptığı yorumları da görünteleyebileceksiniz.

 

Bakalım sıradaki yenilik ne olacak?

 

 

(GÜNCELLEME) Özel Temalarda Google+ Yorumlarını Gösterme

 

Ben bu özelliği test blogumda denediğim için Blogger’ın kendi şablonları dışındaki özel şablonlarda çalışmadığını fark edememiştim. Ta ki buraya yapılan yorumlara kadar. Böyle olunca özel şablonlara Google+ yorumları eklemek için yaılması gereken ufak değişikliği paylaşmak istedim.

Şablonnuzda şu kodu bulun:

 

<b:includable id='comment-form' var='post'>

 

Kodu bulduktan sonra sol taraftan ikonuna basarak kod bölümü genişletin ve hemen yanına şu kodları ekleyin:

 

<div class='cmt_iframe_holder' expr:data-href='data:post.canonicalUrl' expr:data-viewtype='data:post.viewType'/>

 

Artık özel şablonunuzda Google+ yorumlarını kullanabilirsiniz.

Güzel göğüsler için egzersiz yapın

Güzel göğüslere sahip olmanın öncelikli maddesi tabii ki temizlik. Bunun için göğüsler her gün yıkanmalı ve alınan duşun ardından birkaç dakika soğuk su masajı yapılmalı. Soğuk su masajı göğüslerimize dirilik, sıkılık, ve canlılık kazandıracaktır.

Kan dolaşımını hızlandırıp cildin gerilmesine neden olan soğuk su ile nasıl masaj yapılmalı? Bunun için göğüslere dairesel hareketlerle soğuk su tutun. Sadece birkaç dakikanızı alacak. Ama dikkat edin buz gibi sular tutup da üşütmeyin.

Duştan çıktıktan sonra meme ucunda çatlamalara karşı nemlendirici krem kullanın. Bu krem vücut için üretilmiş nemlendirici kremler olabilir ya da göğüsler için özel üretilmiş nemlendirirken sıkılaştıran kremlerden de kullanabilirsiniz.

Göğüs (meme) güzelliği için hangi egzersizleri yapmalısınız?

Yüzme bildiğimiz gibi bütün vücut için yararlı, tabi göğüsleri de şekle sokan bir spor türü. Eğer göğüsleriniz büyükse şiddet içeren sporlardan kaçının.

Göğüs güzelliği için önerilen egzersizlerde ise temel amaç sırt ve pazı kaslarının kuvvetlendirilmesidir. Bunun için 3 egzersiz vardır.

- Diz ve ellerinizi yere koyun (emekler gibi) sırtınızı ve başınızı dik tutun. Bacaklarınızı kalça seviyenize dek havaya kaldırıp çapraz hale getirin. Dirseklerinizi bükerek gövdenizi yere doğru indirin. Bir kaç saniye bekleyip ilk pozisyonunuza dönün. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın

- Yere uzanın, omuzlarınız yerle tamamen temas etsin. Bacaklarınızı havaya kaldırıp çapraz hale getirin. Kollarınızı önce vücudunuza paralel şekilde yana uzatın, sonra dümdüz ve gergin olarak yukarı kaldırın ve ellerinizi birleştirin. Bir kaç saniye bekleyip ilk pozisyonunuza dönün. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın.

- Bağdaş kurarak oturun. Omuzlarınızı gevşek tutun. Kollarınızı göğüs seviyesine getirip avuçlarınız iç içe gelecek şekilde ellerinizi birleştirin. Tüm gücünüzle avuçlarınızı birbirine doğru itin. Bir kaç saniye bekleyip gevşeyin. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın.

Genç kızlarda ergenlikte meme bakımı ve gelişimi nasıl olmalıdır?

Kızlarda meme gelişimi 8-13 yaşlarında başlar. Meme bakımı gelişmeyi izler. Memelerin gelişimi sırasında önce bir tomurcuklanma, daha sonra meme dokusunda genişleme ve büyüme olur.

Memenin büyümesi ile beraber meme ucundaki kahverengi kısım da büyümeye başlar. Gelişiminin sonuna doğru meme ucunun kahverengi kısımdan daha kabarık bir hale geldiği fark edilir. Kızlarda meme gelişimi başladıktan birkaç sene sonra sutyen giyme gereksinimi doğar.

Genç kız ne zaman sutyen giyme gereksinimi olduğunu en iyi kendisi anlar. Bir genç kıza sutyen almasında yardımcı olabilecek en yakın kişi annesi veya ailesinden birisidir.

Öncelikle hangi boy sutyen alınmasına karar vermek gerekmektedir. Bunun için öncelikle göğüs çevresi göğüs altından mezurayla ölçülür, bu sutyenin beden büyüklüğünü vermektedir.

İkinci ölçüm ise kalıp için gerekmektedir. İkinci ölçüm göğsün meme uçlarından yapılan ölçümüdür. Göğüs altı ile göğüs uçları arasındaki ölçümler arasındaki fark hesaplanır. Bu fark 15 cm.den az ise “B” kalıbı, 15-22 cm arasındaysa “C” kalıbı ve 22 cm den büyükse “D” kalıbıdır.

İlk defa sutyen takarken pamuklu dokumadan, göğüsleri rahatça saran ve destek olanlar tercih edilmelidir. Sutyen doğrudan vücuda giyilen bir çamaşır olup, sık sık değiştirilmesi gerekmektedir. Sutyenlerin yıkanma kuralları ise genellikle üzerinde bulunan kullanım kılavuzunda bulunmaktadır.

Samsung Smart Fotoğraf Makinesi ve Tablet Bir Arada!

Samsung’un Smart Camera 2.0 özellikleriyle donatılmış yeni Smart Fotoğraf Makinesi WB250F, tablet dünyasının beğenilen modeli Samsung Galaxy Tab 2 7.0 ile birlikte, kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor.

Samsung Electronics, Türkiye pazarına yeni sunduğu geliştirilmiş Smart Fotoğraf Makineleri ailesinin yeni üyesi WB250F’yi, çok avantajlı bir fırsatla tüketiciye sunuyor. 12 Nisan’da başlayacak kampanya kapsamında; Wi-Fi bağlantı desteği sunan ve “tek tuş” konsepti ile çekilen fotoğrafların anında internette paylaşılmasını sağlayan, yüksek zumlu WB250F; Samsung’un başarılı tableti Galaxy Tab 2 7.0 16GB 3G modeli ile birlikte, yalnızca 1399 TL.*

samsung kampanyasi

WB250F beyaz renk seçeneği ile sunulurken; 2 renk seçeneği ile sunulan Galaxy Tab 2 7.0 16GB 3G tablet için klasik görünümden vazgeçmek istemiyorsanız siyah, minimal ve sade bir görünümü beğeniyorsanız beyaz rengini tercih edebilirsiniz.

Fotoğraf çekerken kullanım kolaylığı, kompakt tasarım, gelişmiş özellikler, yüksek kalite ve anında internette paylaşım gibi özellikler arıyorsanız; 7 inç ekran boyutu ve şık tasarımı ile, Samsung’un maksimum taşınabilirlik sunan tableti Galaxy Tab 2 7.0’ın da dahil olduğu bu avantajlı WB250F paketi tam size göre... “Smart Multimedya Paketi” kampanyası sayesinde WB250F ile çektiğiniz fotoğrafları, AutoShare özelliğiyle anında tabletinize aktarabilirsiniz.

Yenilikçi özellikleriyle WB250F
WB uzun mesafeli zum serisinin yeni, gözde fotoğraf makinesi kullanıcıya şık ve klasik tasarımlı bir fotoğraf makinesiyle, üstün kalitede fotoğrafları zahmetsiz bir şekilde çekme olanağı sunuyor. WB250F’nin üstün optik performansı sayesinde 18 kata kadar optik zum yapılabiliyor ve 14.2 Megapiksel BSI CMOS  sensör ve 24mm geniş açı lens ile olağanüstü fotoğraflar kolayca çekilebiliyor. Klasik bir tasarıma sahip olan WB250F, dokunmatik LCD ekran ve beş yönlü navigasyon tuşlarından oluşan hibrit bir dokunmatik arayüz içeriyor. Bu sayede kullanıcılar, cihazı kendi tercihlerine göre kontrol edebiliyor. Cihazdan en iyi şekilde faydalanmak isteyen kullanıcılar, tam manuel mod seçeneğini tercih ederek fotoğraf makinesinin tüm ayarlarını yönetebiliyor.

Ayrıca yeni WB serisi fotoğraf makineleri; En İyi Yüz gibi en doğru fotoğrafı çekmeyi kolaylaştıran özelliklerle birlikte sunuluyor. Bu özellik sayesinde, grup fotoğraflarında çekilen bir dizi fotoğraf içerisinden herkesin en iyi yüz ifadesi otomatik olarak tercih ediliyor ve böylelikle fotoğrafta herkesin en iyi şekilde görünmesi sağlanıyor. Ayrıca SMART Mode ve Hareketli Fotoğraf özellikleri kullanıcıya her koşulda profesyonel kalite ve yaratıcılık standartlarında çalışma olanağı sağlıyor. Bunlara Wi-Fi özellikleri de eklendiğinde, kullanıcı yüksek kalitede fotoğrafları hızlı ve kolay bir şekilde paylaşabiliyor. WB250F’yi açılır kapanır flaşı tamamlıyor.  

Galaxy Tab 2 (7.0): Hareket halindeyken iletişimin ve eğlencenin tadını çıkarın
Optimum boyutları, hafif ve 10.5 mm inceliğindeki tasarımı ile kolayca taşınabilen GALAXY Tab 2 (7.0), eğlenceli ve heyecan verici yeni uygulamalarıyla her an sosyalleşmenizi sağlıyor. GALAXY Tab 2 (7.0), oyundan vazgeçemeyenler için ideal bir cihaz seçeneği oluşturuyor. Oyunseverler, 7 inç ekranın taşınabilirlik özelliğinden maksimum faydalanarak istedikleri her yerde oyun keyfini yaşayabiliyor.

AllShare Play ile tabletinizdeki görüntüyü diğer cihazlarınıza aktarın
Android Jelly Bean işletim sistemi ile güncellenebilen GALAXY Tab 2 (7.0), benzersiz özelliklere sahip gelişmiş kullanıcı ara yüzü ile öne çıkıyor ve Face Unlock (Yüz Kilidi) ve AllShare Play gibi yenilikçi özellikleri parmaklarınızın ucuna getiriyor. AllShare Play özelliği GALAXY Tab 2’de görüntülediğiniz bir multimedya içeriğini diğer Samsung cihazlarıyla paylaşmanızı sağlıyor. Yani tabletinizde görüntülediğiniz bir filmi, videoyu ya da fotoğrafı TV’nize aktararak, arkadaşlarınızla birlikte izleyebilme olanağı sunuyor. Tüm bu özelliklerinin yanı sıra Galaxy Tab 2 (7.0), çoklu görevlerin üstesinden kolayca gelerek işlevselliği maksimuma taşıyor.

Kampanya hakkında daha fazla bilgi almak için tıklayın.

*Kampanya stoklarla sınırlıdır. Tavsiye edilen satış fiyatıdır.

https://twitter.com/samsungturkiye
https://www.facebook.com/SamsungTurkiye
http://www.youtube.com/user/samsungturkiye
http://instagram.com/samsungturkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

17 Nisan 2013 Çarşamba

Hiperaktif mi, Yoksa Burnu mu Tıkalı?

Burnu tıkalı çocuklar rahat nefes alamıyor, rahat uyuyamıyor, baş ağrısı ile uyanıyor, gün içinde derslerine konsantre olamıyor, ders başarısı düşüyor. Etrafına karşı davranış bozuklukları sergiliyor ve hiperaktiftir oluyor. 

Bu durum birçok kez hiperaktivite ve dikkat eksikliği tanısıyla tedavi ediliyor. Acaba çocuğunuz hiperaktif mi yoksa burnu mu tıkalı?

Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, doğru ve burundan nefes almanın yaşam ve sağlık kalitesi açısından büyük önem taşıdığına değiniyor ve çocuklarda burun tıkanıklığının en önde gelen nedeninin alerjik nezle olduğunu belirtiyor. Nuhoğlu burnun, ısıtıcı, nemlendirici ve partikülleri temizleyici rolünün bulunduğunu, solunum yolu enfeksiyonlarına daha az yakalanmayı sağlayan özelliğine dikkat çekiyor. Özellikle mikroplarla ilk kez temas etmeye başlayan okul ve yuva çağındaki çocuklar için çok daha önemli olduğunu belirtiyor.

Burun tıkanıklığının ileri boyutta olmadıkça üzerinde durulmadığını fakat nefes alamamak gibi çok önemli bir şikâyetin oluştuğunu, belirtilerinin ise horlamak, ağızdan nefes almak ve uyku apnesi olarak kendini gösterdiğini vurguluyor.

Vücut Oksijensiz Kalıyor!

Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, uykusunda huzursuz, horlayan, iç çeken çocuğun zaman zaman nefes almaya ara verdiğini ve bu nefes alamama süreçlerinin ardından vücudun oksijensiz kaldığını belirtiyor. Anne babaların en büyük şikâyetlerinin, gece aşırı terleyen çocuklar olduğunu, bu terlemenin nedeninin vücudun oksijensiz kalmasından kaynaklandığını söylüyor. Çocuklarda alerjik nezlenin, yutma sorunlarına dolayısıyla iştahsızlığa neden olduğuna, gece artan idrarın yatağı ıslatmaya varan boyutuna dikkat çekiyor. Bu durum karşısında kendini kötü hisseden çocukların davranış bozukluklarının psikolojik takibe alınarak tedavi edilmeye çalışıldığını, oysa ana sorunun burun tıkanıklığı olduğunu vurguluyor.

Attta Yatan Alerjik Neden Bulunmalı

Nuhoğlu; alerjik nezlede tekrar eden enfeksiyonların, çoğu kez geniz eti ve bademcik büyümesi ile sonuçlandığına değiniyor ve cerrahi operasyonlarla geçici çözümler üretildiğine dikkat çekiyor. Alta yatan alerjik neden tedavi edilmediği müddetçe 4 çocuktan birinde şikâyetlerin tekrarlamasının mümkün olduğunun altını çiziyor.

Çocuklarda alerjik hastalıkların bütüncül olduğunu, alerjik nezlesi olan çocukların çoğunda alerjik bronşit ve astımın da bir süre sonra başladığının gözlendiğini sözlerine ekliyor. Alerji tedavisinin bir bütün olarak yapılmasını önemle tavsiye ediyor ve sorumlu alerjinin saptanmasının ardından kökten çözümün ise dilaltı aşı tedavisi ile mümkün olduğunun altını çiziyor. Tedavi sonucu burnu açılan çocuğun uyku kalitesinin düzeleceğini, uyku kalitesi düzelen çocuğun okul başarısının yükseleceğini, gece uykuda büyüme hormonu salgısı artacağından büyümesinin hızlanacağını sözlerine ekliyor.

Aşkın 7 Farklı Hali!...

Aşk, belki de insanoğlunun en çok peşinde koştuğu duygu. Ama aşktan aşka da fark var; kimi kısa zamanda başlayıp saman alevi gibi yaşanıp bitiyor, kimi uzun yıllar sürüp gidiyor. Peki sizin aşkınız hangisi? 

Acıbadem Eskişehir Hastanesi’nden psikolog Orhan Öztürk aşkın 7 tipi olduğunu söylüyor.

Tarih boyunca romancılar, şairler, düşünürler, sanatçılar aşk konusundan ilham almış, aşk hakkında sayısız eser yarattılar ve yaratmaya devam ediyorlar. Ama aşk yalnızca sanatçıların konusu değil. bilim insanları da son 50 yıldır sistematik şekilde inceliyorlar. Psikologlar aşık olmanın insan duygu, düşünce ve davranışındaki etkilerini daha iyi anlamak için modeller geliştirirken; sinirbilimciler aşkın psikobiyolojik kökenini keşfetmek adına önemli deneyler yapıyor ve karşılaştırmalı metodlarla insanlarla hayvanları kıyaslayarak hangi organik süreçler aşkın doğasını idare ediyor sorusuna yanıtlar vermeye çalışıyorlar. Artık günümüzde aşk bilimi üzerine kitaplar yazıyor, sempozyumlar düzenliyor hale geldik. “Aşkın 7 hali” ise yüzlerce aşk kuramından yalnızca biri...

Platonik aşklar, patolojik (hastalıklı) aşklar, karasevda gibi durumlar haricinde aşk, iki kişi arasında yaşanan ortak bir süreç. Aynı aşıklar gibi aşklar da doğuyor, büyüyor, şekil değiştiriyor ve ölüyor. Bu aşklarda üç farklı özellik ve bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi 7 aşk tipini ortaya çıkarıyor. Bu üç özellik şöyle sıralanıyor: “Yakınlık, Tutku ve Bağlılık”. 7 aşk tipini daha iyi anlayabilmek için bu üç temel özelliğin daha detaylı bilinmesi gerekiyor.

Yakınlık: Taraflar arasında kurulan karşılıklı duygusal bağ olarak ifade edilebiliyor. Yakınlık özelliği sayesinde ilişkide sıcaklık, samimiyet, duygusal destek, iletişim, anlayış, huzur, beraber geçirilen zamandan keyif alma durumları gelişiyor.

Tutku: Tutku aşkın psikofizyolojik boyutu olarak tarif ediliyor. Heyecanlanma, sevgilinin yanında olunca soluğun kesilmesi, kalp çarpıntısı, genel bir uyarılmışlık hali, enerji artışı, erotizm, fiziksel çekicilik, dikkatin sevgiliye odaklanması ve takıntılı şekilde sevgiliyi düşünme gibi özelliklerle kendini belli ediyor.

Bağlılık: Çiftler arasındaki karşılıklı bağımlılık, her şeye rağmen birlikte olmayı isteme, ortak bir hayat hedefi oluşturma ve sürdürme özelliği olarak açıklanıyor.

Bu üç temel özellikten her birinin tek başına veya diğer özelliklerle birlikte bulunması durumlarında 7 farklı aşk tipi oluşuyor:

1) Sadece “bağlılık” (Boş aşk): Tutku ve yakınlığın olmadığı, sadece hayat birlikteliğinin olduğu birliktelikler. Bu durum özellikle görücü usulü ile evlenme ve beşik kertmeliğinin yaygın oluğu toplumlarda (ve tabii ki ülkemizde) sıklıkla görülüyor. Bu tip boş aşk´lar ilerleyen dönemlerde diğer özelliklerin etkilenmesiyle şekil değiştirebiliyor; aynı şekil dolu aşklar da zamanla tutku ve yakınlık boyutunu yitirip boş aşk’a dönüşebiliyor.

2) Sadece “tutku” (deli dolu aşk): Genelde çoğu aşığın ilk planda ve en heyecanlı hissettiği, cicim aylarının deli dolu yaşandığı, desteğini erotizm ve cinsellikten alan aşk. Yakınlık özelliği de geliştiğinde bu deli dolu aşklar romantik aşklara evrimleşiyor; aksi taktirde yakınlığın ve bağlılığın olmadığı durumlarda genellikle kısa sürüyor. Bu kişiler birkaç gün veya hafta evli kalıp hemen boşanma davası açabiliyor ya da 40´lı yaşlarında beşinci eşinden de ayrılabiliyorlar.

3) Sadece “yakınlık” (arkadaşça aşk): Yakınlık ve hoşlanma dışında tutku içermeyen, uzun süreli olmayan aşklar. Bu tip aşkta taraflar genellikle partnerlerine ilişkin cinsel çekim hissetmezler. Arkadaşça aşklarda kısa süreli iyi anlaşma, “kardeş gibi sevme”, geçici heves, bittiğinde hemen unutma ama hatırlandığında saygı duyma gibi hallere sıklıkla rastlanıyor.

4) “Yakınlık” ve “tutku” (romantik aşk): Hem fiziksel çekimin hem de ruhani çekimin yoğun hissedildiği aşklar. Romantik aşklarda duygu yoğunluğu ve sevilen kişinin arzulanması ilişkinin dolu dolu hissedilmesine sebep oluyor. Geçmişteki unutulmayan aşk deneyimleri genellikle bu tip aşklardan kaynaklanıyor. Ancak ne fiziksel çekicilik ne de yakınlık hissi, ilişkinin kalıcı olması açısından tek başına yeterli olmuyor.

5) “Yakınlık” ve “bağlılık” (dostluğun paylaşıldığı aşk): Çiftlerin birbirine yoğun yakınlık hissettiği, saygı ve sevgi çerçevesi içinde her türlü duygusal ve düşünsel paylaşımın engellenmeden yaşandığı, ancak fiziksel çekimin olmadığı aşklar. Uzun yıllar evli kalıp hiç münakaşa etmeyen, dışardan bakıldığında resmiyet görünümünün belirleyici olduğu, dengeli ve tutarlı birliktelikler sıklıkla bu tip birlikteliklerde görülüyor. Zamanla arzu ve fiziksel çekimin azaldığını hisseden çiftler de dostluğun paylaşıldığı aşk evrenine geçiş yapabiliyor. Bu tip durumlarda sadakatsizliklere de sıklıkla rastlanıyor. “Eşimi çok seviyorum ama artık bir şey hissetmiyorum” veya “30 sene beraberlikten sonra artık çekim hissedemiyorum” tarzı ifadelerin bulunduğu bu aşklar kimi zaman aşırı kıskançlıklara da gebedir.

6) “Bağlılık” ve “tutku” (arzu dolu aşk): Beraberliği ve evliliği uzun süre devam ettirmenin altındaki temel dürtünün arzu olduğu aşklar. Yakınlık faktörünün olmaması bu tip ilişkilerde ihtilafların ve tartışmaların belirgin olmasına yol açıyor, çünkü taraflar genellikle anlayışsız, bencil, yapıcı iletişim becerilerinden yoksun ve sabırsız oluyorlar.

7) “Tutku”, “yakınlık” ve “bağlılık” (eksiksiz aşk): Her üç boyutun da tamam olduğu, ideal aşklar. “Mükemmel çift, ruh ikizi, hayatımın aşkı” ve benzeri tanımlamaların yapılabilmesi için tutku, yakınlık ve bağlılık boyutlarının eksiksiz şekilde beraber bulunması zorunlu sayılıyor. Eksiksiz aşk, aşıklara müthiş bir ilişki deneyimi sunuyor. Eksiksiz aşkı elde etmenin zor, ancak devam ettirmen daha da zor olduğu biliniyor. İlişkiyi canlı tutmak için çaba sarfetmek, özverili olmak, etkili ve empatik iletişim sağlamak, sürprizlere açık olmak, cinsel açıdan aktif olmak, saygı ve anlayışı her şeyden üstün tutmak gerekiyor.

Türkiye’nin En İyi Yemek Blogları Mercek Altında

Moda bloglarıyla başladığım Türkiye’nin kendi kategorisindeki en iyi blogları serisine yemek bloglarıyla devam ediyorum. İşte birbirinden özel yemek tarifleri, şık sofra ve sunum teknikleriyle Türkiye’nin en ünlü, en iyi yemek blogları:

 

Hünerli Bayanlar

 

hünerli bayanlar

 

Zaman zaman gazete, dergi ve TV programlarına konuk olan, ayrıca Saba Tümer ile bir reklam filmi çeken Müge Hüner’in blogunda yemk tariflerinin yanı sıra davet sofraları, araştırma dosyaları, butik çalışmaları, gezdiği gördüğü yerler ve hayatıdan notlar da var.

 

Sütüme Sarelleme Karışma

 

sütüme sarelleme karışma

 

Ödüllü yemek bloglarından biri olan Sütüme Sarelleme Karışma’nın yazarı Özge Hanım blogunda; denediği tarifleri, elde kalan malzemelerden ürettiklerini ve pratik önerilerini resimleyerek paylaşıyor.

 

Portakal Ağacı

 

portakal ağacı

 

Türkiye’nin en eski ve en bilinen yemek bloglarından biri olan Portakal Ağacı’nda derleme tarifler tekrar denenerek fotoğraflanıyor ve blogda paylaşılıyor. Blogun yazarı olan Hatice Özdemir’in blogunda paylaştığı en iyi yemek tariflerini topladığı bir de kitabı var.

 

Pelince

 

pelince

 

Çeşitli yemek dergilerinde tarifleri yayınlanmış olan Pelin Süme, blogunu yemek ve yaşam günlüğü olarak tanımlıyor. Pelince’de her bir tarifin malzemeleri, hazırlanışı ve fotoğrafı net bir şekilde paylaşılıyor.

 

 Yemek Vakti

 

yemek vakti

 

Saba Tümer’in reklam filmi çektiği yemek bloggerlarından biri olan Aylin Durmaz, blogunda özellikle kendi gibi çalışan yada vakit sıkıntısı olanlar için şık,pratik,sağlıklı ve lezzetli yemek tarifleri paylaşıyor.

 

Peçeteden Notlar

 

peçeteden notlar

 

Ayşem Öztaş’ın mutfak maceralarını, kendi hayatından yaşadığı olaylarla birleştirerek anlattığı, yaklaşık 4 senedir faaliyette olan bir blog. İsmini gerçek peçeteye yazılan tariflerden almakta. Bu notlar birleştirilerek ve hayattan eklemeler yapılarak, fotoğraflarla bütünleştirilerek yayınlanmaktadır. Tarifler klasik bir tarif gibi değil gerçek hayat deneyimleri ile süslü, canlı ve gerçek.

16 Nisan 2013 Salı

Beyaz seks mi? siyah seks mi?

Uzmanlara göre, en faydalı cinsellik; stresten, baskıdan ve 'kurallardan' uzak olan cinsellik.

“Cinsellik bir ihtiyaç”

Bugüne kadar toplam 32 kitap çıkarmış, Frankfurt Üniversitesi Öğretim Üyesi Seksolog Volkmar Sigusch, ‘beyaz’ ve ‘siyah’ bir cinsel yaşamdan söz etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Focus dergisinde yayımlanan bir yazısına göre ‘beyaz seks’, sanılanın aksine saf, temiz ya da masum bir seks anlamına gelmiyor. ‘Beyaz’ derken Sigusch burada aslında ‘beyazlamış’, rengi açılmış, belli bir renge, kalıba sokulmamış, özgür seksten söz ediyor. Yani cinsellikleri ‘beyaz’ olan kişiler, cinselliği belli kalıplara göre değil; istedikleri gibi yaşıyorlar. Sigusch’un söylediklerine göre, burada ‘beyaz’ aslında ‘renksiz’ anlamına da geliyor. Ancak ‘renksiz’ derken, monoton bir cinsel yaşamdan söz edilmiyor. Seksi ‘beyaz’ yaşayan insanlar, cinsellikte çeşitliliğe çok önem veriyorlar. Sigusch’a göre bunlar, kendine çok güvenen, cinsel tercihini istediği gibi yapmış, ne istediği konusunda kararlı insanlar. Ancak bu insanlar, bir yandan duygusal ve sosyal açıdan partnerlerine bağlı kalmayı tercih ederken, öte yandan cinsellik konusunda daha özgür ve bağımsız olmak da istiyorlar. Seksologlar, çağımızın cinsellik anlayışının bu yönde olduğuna dikkat çekiyor.

‘Beyaz seks’ anlayışındaki çiftler, birbirlerine yakınken, aynı zamanda da aslında uzaklar. Yani insanlar birbirlerine ‘körü körüne’ bağlı değil. Bu anlayışta rahatlık ön planda; üreme ve çocuk bakma gibi ‘zahmetler’ ise geri planda. İnsan ilişkilerinin gittikçe daha bencil bir hal aldığını söyleyen Sigusch, cinsel yaşamın da gittikçe daha bencilce yaşanmaya başlandığına dikkat çekiyor: “İnsanlar artık samimi olmayan, yalancı duygularla vakit kaybetmek istemiyorlar. Hissettiklerini açıkça yaşamak istiyorlar. İnsanlar, seksin aslında sadece bir ihtiyaç olduğunu fark ediyorlar. İşin içine çok fazla duygu katmamayı tercih ediyor pek çok çift...”

Pek çok insanın ‘anormal’ ya da ‘hastalıklı’ olarak anılmadığı cinsellik anlayışına da Sigusch, ‘beyaz seks’ gözüyle bakıyor. Seksolog Sigusch’a göre eşcinsel insanların yaşadıkları cinsellik, aslında ‘beyaz seks’e iyi bir örnek. Çünkü bu insanlar; kendine güvenen, cinsellikte kalıplara karşı çıkan, bunu kendi istedikleri gibi yaşayan insanlar...

“Cinsellik gittikçe siyahlaşacak”

Uzmanlara göre; insanların, gittikçe seksi sadece bir ihtiyaç olarak görmeleri, işin içine çok fazla duygu katmamaları, ‘internette seks’ ya da ‘sanal seks’ gibi kavramları gündeme getirdi. Seksolog Volkmar Sigusch’a göre, bu da pek çok insanı seksten tamamen uzaklaştırırken, pek çok insanın da seksi ‘sapkın’ yaşamasına yol açtı. Çağımızda artık çeşit çeşit cinsellik anlayışı hâkim.

Beyaz seks olur da, ‘siyah seks’ olmaz mı? Sigusch’un tespitlerine göre var. Bu da gerilmiş sinirler, hayal kırıklığı, bitmek tükenmek bilmeyen bir yalnızlık hissi anlamına geliyor. Sigusch, “Bence cinsellik, önümüzdeki yıllarda gittikçe siyahlaşacak. Çünkü insanlar gittikçe bencilleşecekler. Yalnız yaşayan insan sayısı artacak ve onlar, ‘Bu bizim yaşam tarzımız’ diyerek kendilerini kandıracaklar. Üremek, gittikçe daha ‘matematiksel’ bir hale gelecek ve etrafta genleri düzeltilmiş çocuklar dolaşacak” diyor.

Seksologlara göre, cinsel anlayış zamanla birlikte değişime uğruyor. Uzmanlar, cinsellik de dahil olmak üzere pek çok şeyin ticarete dönüşebileceğini de vurguluyorlar. Alıp satılamayacak tek değerin ‘aşk’ olduğuna da dikkat çekiliyor. Ancak Seksolog Sigusch, ‘aşkın’ da temelinde ‘sapkınlık’ duygularının var olduğuna değiniyor. Hatta ona göre aşkta hafif bir ‘sapkınlık’ olması gerekiyor. Aksi takdirde âşık olmak çok sıkıcı olur. Sigusch, “Aslında çiftleri birbirlerine çeken ve onları birbirlerine bağlayan bu sapıklıklar” diyor.

Peki, geleceğimizi nasıl görüyor Sigusch? Ona göre gelecek kuşak gizli bir sadakat, aynı zamanda da bağımsızlık duygularıyla yaşayacak. Gerçek aşk ve sanal aşk arasında gidip gelecekler. Ünlü Seksolog Sigusch’a göre, bu insanların hem gerçekçi hem de ‘renkli’ bir cinsel yaşamları olacak...