31 Aralık 2013 Salı

Blogger Dostu Tablet

Bir blogger olarak en çok ihtiyacım olan donanım veya cihazları sorsalar ilk sıraya tabletimi koyarım. Bloggerların zihni sürekli açıktır ve eçevresinde olup bitenlerden ilham alarak içerik üretirler. Yazı fikrinin nasıl, nerede, ne zaman geleceği belli olmadığı için yanımızda ya bir not defteri ya da daha teknolojik bir çözüm olan tablet bulundurmalıyız.

 
Önceleri ben de not defteri ve kalem kağıtla idare etmeye çalışırken bunun pek de verimli olmadığına artık tablet almam gerektiğine karar vererek piyasada ihtiyaçlarımı karşılayacak table arayışlarına başladım.

 
Öncelikle kullanımı kolay bir tablet arıyordum. Malum bloggerlar bol bol klavye kullanırlar. Alacağım tabletle blog yazılarımı kolayca yazabilmeliydim. Ayrıca seyahatlerimde kolayca taşıyabileceğim ve elektriğe ihtiyaç duymadan uzun süre kullnabileceğim bir tablet olmalıydı. Şık bir görünüşü olsa da hiç fena olmazdı hani :)

 

acer w511

 
Bu özelliklerde bir tablet ararken http://www.turkcell.com.tr/cihazlar/tabletler linkinde, Acer W511 ile karşılaştım. Ayrılabilir klavyesi, 18 saate kadar dayanabilen şarjı ve minimal tasarımı ile ihtiyaçlarımı karşılıyordu. Ancak tablet almak tek başına yetmezdi. Bir de internet paketim olmalıydı ki ihtiyaç duyduğumda blguma veya çevrimiçi servislerime erişebiliyim.  Tam da bu noktada Turkcell'in avantajlı teklifleriyle karşılaştım. Acer W511 ve  internet paketine bir arada avantajlı bir fiyata Turkcell güvencesiyle sahip oldum. Artık dilediğim yerde bloguma erişebiliyor ve yazılarımı yazabiliyorum. Siz de Acer W511 gibi kullanışlı bir tablete turkcell avantajlarıyla sahip olmak isterseniz burayı ziyaret edebilirsiniz.

30 Aralık 2013 Pazartesi

Çocuklarda İştah Artıran 12 Altın Öneri!

"Saatlerce yemek vermesem, umurunda bile olmuyor", "Elimde tabak yemesi için peşinden koşuyorum"... Bu tür yakınmaları özellikle annelerden sıkça duyuyoruz, çünkü hemen her anne aynı sorundan dert yanıyor. 

İştahsız çocuklar! Özellikle 8-9 aydan başlayarak okul çağına kadar süren dönemde, anneler en çok çocuklarının iştahsız olmasından yakınıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik her yaş döneminin ayrı beslenme güçlükleri olsa da iştahsızlık sorununun genellikle 9 ay-2 yaş arasında daha sık görüldüğünü belirterek, "Ailelerin beslenme hataları ve alışkanlıkları iştahsızlık, daha doğrusu yemek seçme olarak tanımlanan durumun en sık görülen nedeni. Bu  yüzden ailelerin doğuştan itibaren bebeklerini beslerken doğru yaklaşımda bulunmaları çok önemli" diyor.

İştahsızlığın kabaca fizyolojik ve patalojik etkenler ile yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle oluştuğunu belirten Dr. İbrahim Çelik'in verdiği bilgilere göre, fizyolojik iştahsızlığın temelinde bir hastalık etkeni olmaksızın çocuğun gelişim sürecinde karşılaştığı adaptasyon sorunları yatıyor. Örneğin diş çıkarma atakları en bilinen iştahsızlık nedeni olarak görülüyor. Bir başka fizyolojik etken ise 1 yaşından sonra yavaşlayan büyüme-gelişmeye bağlı olarak çocuğun beslenme gereksiniminin düşmesi. Ayrıca besinlerdeki geçiş dönemleri çocukların en yoğun iştahsız olduğu fizyolojik evreleri oluşturuyor: Sütten püreli gıdalara geçiş, yeni tatların denenmesi, bu yeni tat ve kıvama alışma sürecinde ciddi beslenme isteksizliği görülebiliyor.

3 Haftadan Uzun Süren İştahsızlık İhmale Gelmez

Patolojik nedenlerde iştahsızlığın altında ise genellikle; gribal enfeksiyonlar, idrar yolu enfeksiyonları, viral bağırsak enfeksiyonları, viral hepatitler, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları gibi fizyolojik hastalıklar yatıyor. Bu hastalıklar birkaç gün ile birkaç hafta arasında iştahsızlık yapıyor ve çocuğun büyüme gelişme sürecine belirgin olumsuz etkide bulunmuyor. Ancak 3 haftadan daha uzun süreli iştahsızlığın altında ise genellikle tüberküloz, kronik enfeksiyonlar, gastrik reflü, kronik böbrek hastalıkları, kalp  veya karaciğer hastalıkları hastalıkları ve bazı doğumsal metabolik hastalıklar yatıyor. Bu nedenle 3 haftadan uzun süren iştahsızlık durumlarında çocuğun mutlaka kontrolden geçmesi gerekiyor.

İştah Artıran 12 Öneri

1- Üst kat komşunun tariflerini denemeyin: 6 bisküvit, 1 kaşık pekmez, bir  yumurta sarısı ve bir dilim peynir... Bulamaç besinler diye tanımlanan bu tür tarifler yüksek kalorili oldukları gibi, baskın tatları severek yiyen çocukların dilinde sadece yoğun şeker tadı kalmasına yol açıyor. Bu da çocuklarda şekerli tatlar konusunda seçici bir yapı gelişmesine neden oluyor. Buna alışan çocukların damak tadı duyuları da yeni lezzetlere karşı oldukça dirençli hale geliyor.

2- İlk denemelerde sabırlı olun: Çocuklar her yeni besine ortalama 8-10 denemeden sonra alışıyor. Bu nedenle ilk denemede bir kase dolusu havuç püresini bitirmesini beklemeyin. Ancak bir kaşık bile olsa her gün bu yeni besini çocuğunuza tattırarak alışma sürecini sabırla bekleyin.

3- Enerjinizi doğru besinlerde kullanın: Ispanak yedirmek için çocuğunuzla kılıç kalkan oyunu oynamak yerine, enerji ve sabrınızı; süt - süt  ürünleri, et, yumurta, balık ve tahıl yedirmeye saklayın. Çünkü bu besinler çocuğunuzun gelişimi için çok daha yaşamsal öneme sahipler.

4- 7. aydan itibaren pütürlü gıdalar yedirin: Yiyecekleri çatalla ezip, yumuşatarak yedirmeye çalışın. İlk denemelerde pütürlü yiyemeyen çocuğunuza karşı soğukkanlılığınızı koruyun. Sabır ve inatla denemelere devam edin.

5- Sofraya birlikte oturun: 9 aylıktan sonra çocuğunuzu tok bile olsa mutlaka sizinle birlikte sofraya oturtun. Çocuğunuz erişkinlerin tükettiği gıdaları yiyebilecek yaşa geldiyse sofrada olan yemeklerden yedirmeye çalışın. Çocuğunuzun önüne koyacağınız küçük bir ekmek parçası veya köfte ile kendi kendine yemek yeme hazzına varmasını sağlayın.

6- 1 yaşından sonra kontrollü emzirin: Anne sütüne çok alışkın ve düşkün bebekler, bir yaşından sonra anne memesini bir nevi tiryaki gibi emiyor. Anneyi her gördüğü yerde, her canı istediğinde emmeye çalışıyor. Anne memesi emip bir şekilde doyduğu için de ekstra gıda yemek istemeyebiliyor. Siz de bu durumdaysanız 1 yaşından sonra emzirme konusunda çok daha kontrollü olun.

7- Çocuğunuza örnek olun: Çocuğunuzun sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı aynen taklit edeceğini unutmayın. Sebze yemeğini sevmeyen bir babanın, makarnadan maydanozları ayıklayan bir kardeşin bulunduğu bir ailede küçük bebeğin önüne koyulan her şeyi yiyip bitirmesi beklenmemeli. Elinizde tabakla televizyon izliyorsanız, çocuğunuzu sofrada oturup yemek yemeye  ikna etmeniz kolay olmayacaktır.

8- Yemek öncesinde abur cubur yedirmeyin: Yemek öncesi verilen abur cubur atıştırmalıkların, ara öğünlerin yemek saatinde kabusa neden olacağını unutmayın.

9- “Yemek sofrada yenir” mesajını verin: Çocukların dikkat süresi çok kısadır ve uzun süre sofrada sabit halde oturmaya tahammül edemezler. İki lokma yedikten sonra ayağa kalkan çocuğunuzun peşinden, elinizde tabak çatalla koşuşturmayın. Onu birkaç kez uyardıktan sonra hızla sofrayı kaldırıp, yediği besinle yetinmesini sağlayın ve bir sonraki yemek saatine kadar da herhangi bir gıda almasına engel olun.

10- Israr etmeyin, ancak alternatif de yaratmayın: Çocuğunuza 'teklif var ısrar yok,  ancak alternatif de yok' deyin. İşin sırrı gaddar anne kavramında yatıyor. Kereviz yemeğini yemeyi  reddeden çocuğa karşı doğru yaklaşım makarna pişirmek değil, bir hafta süreyle her öğünde kereviz yemeği sunmaktan geçiyor.

11- Oyun oynayarak yedirin: Çocuğunuz 1 yaşında ise belli oranda  oyunla, kandırmaca ile yemek seanslarını daha çekici hale getirilebilirsiniz. Ancak bunu, videoya kaydedilmiş reklam serilerinin önüne oturtularak, her reklam döngüsünde  ağzını robot gibi açan bir çocuk noktasına kadar götürmeyin.

12- Ceza ya da ödül vermeyin: Yemek seanslarıyla ilişkilendirilmiş ceza/ödül yöntemleri başlangıçta işe yarıyor gibi görünebilir, ancak' yaşamak için yemeliyiz' algısının kurulmasına  olumlu katkısı olmaz.

Bu besinler selülitten kurtarıyor

Bahar aylarına yaklaştığımız şu günlerde, kıştan kalma portakal kabuğu görünümünden kurtulmak isteyenler sağlıklı beslenme önerileriyle selülitsiz bir bahar ve yaza merhaba diyebilir.

Selülit ile savaşmanın önemli bir yolu da sağlıklı beslenmeden geçmektedir. Peki, selülite karşı hangi besinlerin tüketilmesi, hangi yiyecek ve içeceklerden kaçınılması gerekiyor? Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden diyetisyen Aysu Aydın, selülitsiz bir vücut için yapılması gereken sağlıklı beslenme önerileri hakkında bilgi verdi.

HATALI BESLENME ŞEKLİ SELÜLİT NEDENİ

Vücuttaki portakal kabuğu görünümlü sıkışmış yağ hücreleri ile kendini gösteren selülit; genetik eğilim, özellikle östrojen seviyesinin oluşturduğu dolaşım bozukluğu gibi hormonal nedenler, kilo almak ve egzersiz yapmamak, ilerleyen yaşla birlikte cilt altı bağ dokusunun zayıflaması, hamilelik ve hatalı beslenme gibi pek çok neden ile daha sık görülüyor.

BU BESİNLERDEN EN AZ ÜÇÜNÜ HER GÜN TÜKETİN

Üzüm çekirdeği, toz kakao: İçeriğinde bioflavonoid olan bu besinler kolajeni yıkan enzimleri bloke ediyor ve bağ dokusuna destek oluyorlar. Üzüm çekirdeği ve toz kakao bu maddeden zengin besinlerden olarak biliniyor.

Maydanoz, brokoli, karnabahar, portakal: Zengin bir antioksidan olan C vitamini kolajen yapımında önemli bir rol oynuyor. Böylece deri altındaki bağ dokusunu güçlendiriyor. C vitamininden zengin olan brokoli, turunçgiller, maydanoz, yeşilbiber ve karnabahar gibi sebze ve meyvelerin sofranızda bolca bulunmasına fayda vardır.

Kuşkonmaz, beyaz ve karalahana: Ödem söktürücü ve toksin atma özelliği nedeniyle bu besinler sofranızda sık sık yer almalı. Toksin atmak için beyaz lahana kürü de yapabilirsiniz.

Somon balığı: Somon gibi yağlı balıkta bolca bulunan Omega 3 damarları genişleterek kan akışının ve dolaşımının rahatlamasına katkıda bulunuyor. Haftada 2-3 gün yağlı balık tüketin.

Keten tohumu: Omega 3 yağ asidinden zengin olan keten tohumu damarları genişleterek kan dolaşımını rahatlamasına katkıda bulunuyor. Her sabah kalktıktan sonra 2-3 tatlı kaşığı öğütülmemiş keten tohumu yiyin. İsterseniz, keten tohumunu yoğurtla karıştırarak da tüketebilirsiniz.

Soğan ve sarımsak: Kan basıncının ve dolaşımının rahatlamasını sağlıyorlar. Her gün yemeklerinizde ve salatalarınızda bu ikiliden bolca bulunsun.

Zencefil: Kanı inceltici fonksiyonu sayesinde dolaşımı rahatlatıyor. Her gün 5-6 kibrit çöpü şeklinde kestiğiniz zencefili çayınızın içine katabilirsiniz.

Muz: İçerisinde yer alan potasyum ile kan basıncını düşürerek dolaşıma yardımcı oluyor ve dokuları atık maddelerden temizliyor. Sindirim ve düşük tansiyon sorununuz yoksa günde bir adet muz tüketmenizde fayda var. Karpuz, avokado, havuç, fasulye ve bezelye de fazla miktarda potasyum içeriyorlar.

Kereviz: Kan damarlarının kasılmasını engelleyerek dolaşımın rahatlamasını sağlıyor.

Yeşil çay: İçeriğindeki kateşin ile yağ yakımını hızlandırıyor. Günde iki fincan yeşil çay içmenizde fayda var.

Domates suyu: Domates vücudu toksinlerden arındırıyor. Günde 2-3 bardak domates suyu içerek selülitlerin giderilmesine yardımcı olabilirsiniz.

Su: Bol su içmek kan dolaşımının düzenlenmesini sağlıyor ve ödemin oluşmasını önlüyor. Ayrıca yağ hücrelerinin emilimini sağlamak gibi önemli bir rol de üstleniyor. Günde en az 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösterin. Bunun büyük bir kısmını su olarak almanızı öneriyoruz.

BU BESİNLERDEN UZAK DURUN

Trans yağlar: Damar tıkanıklığına neden olan salam, sosis ve sucuk gibi şarküteri ürünlerinden kaçının.
Tuz: Vücutta su tutulumuna ve dolaşım bozukluğuna yol açtığı için tuzu asgari miktarda tüketin. İçeriğinde yüksek oranda sodyum bulunan fast food türü gıdaları tüketmemeye çalışın.

Rafine şeker:  Şeker, tam bir kalori deposudur. Ayrıca cildi sıkılaştıran kolajeni yıkarak sarkmaya neden olduğu için beslenme listenizden şekeri çıkarın.
Doymuş yağlar: Kırmızı et, salam, sosis ve sakakatlarda bolca bulunur.  Bunlar yağ hücrelerini şişirir, vücudun atıklardan temizlenmesini engeller ve dokularda su tutulmasına yol açar.

Alkol: Haftada bir kadehten fazla alkol tüketmeyin. Çünkü fazla tüketilen alkol vücutta doğrudan yağ olarak depolanır ve su kaybına yol açarak cildin görünümünü bozar.

Yüksek miktarda hayvansal protein: Vücutta yağlanmayı artırdığı için hayvansal proteinleri tüketirken aşırıya kaçmayın. Tavuğu derisiz, kırmızı eti de yağsız yemeyi alışkanlık haline getirin.

HER GÜN 1 SAAT YÜRÜYÜN

Selülitlerinizden kurtulmak için her gün öğünler arasında bir saat tempolu bir şekilde yürüyün. Ayrıca fitness merkezinde veya evinizde selülitlerin giderilmesine yönelik uygulanan egzersizleri de haftanın en az 3 günü uygularsanız daha kısa sürede sonuç alabilirsiniz.

İşte kadınların 10 hatası!

İnsan doğası gereği hata yapar ve mükemmel bir yaratık değildir. Diğer yandan kadın ve erkek de iki ayrı dünyaya sahiptir. İşte tüm bu tehlikeli karışım ortaya ilişkilerdeki hataları meydana getiriyor. 

CİSED evlilik ve ilişki terapistlerine göre, yapılan ilk hata, çatışmasız, kavgasız mükemmel bir ilişki yaşama arzusudur.

Mükemmel ilişki ütopya!
Çatışmasız mükemmel ilişki diye bir şey yoktur. Sadece huzurlu, dengeli ve her iki tarafın da tatmin olduğu bir ilişki vardır. Her iki tarafın da bunu kabullenip ilişkisine bu perspektifle yaklaşması gerekli. İlişkiler söz konusu olan kadın ve erkekse elbette problemsiz olmaz. Çatışmalı bir ilişkide çözüm arap saçına dönmüşse iletişim, karşılıklı yaklaşım ve tutumlar göz önüne alınmalı. CİSED evlilik ve ilişki terapistlerine göre, çift ilişkilerinin dinamiği 3 unsur ile belirleniyor. Bunlar, Etkileşimsel Sistem, Nesillerarası Sistem ve Bireysel Sistem'dir.

Etkileşimsel sistem, çiftin birbirleriyle olan iletişimi ile ilişkilerinin kuruluşundaki dinamikleri kapsıyor. Yani çift çatışmaları çözmek yerine büyütmeyi seçtiğinde sorunlar artıyor. Bireysel sistem denildiğinde özellikle bireylerin 0-7 yaş döneminde ve ergenlikte yaşadıkları birtakım yanlışlıklardan bahsediliyor. Yani çocukluk yaraları şu anki ilişkilerde sorun yaratabiliyor. İlişki dinamiklerine yönelik belirleyici olan diğer bir unsur da Nesillerarası sistem. Yani kişilerin anne-babalarının birbirleriyle ve diğer aile üyeleri ile yaşadıkları ilişkiler bu başlık altında ele alınıyor. Çiftin geçmişten gelen aile sırlarının aynen bugünkü ilişkilerine de yansıdığına dikkat çeken evlilik ve ilişki terapistleri, tüm bu faktörlerin bir araya gelmesiyle dinamiklerin belirlendiğini vurguluyorlar. İşte bu dinamikler de tarafların bir ilişkiyi sağlıklı götürüp götüremeyeceklerini belirliyor. Bir insanın mükemmel bir ilişki arayışını, cennet arayışına benzeten CİSED evlilik terapistleri, tüm bu gerçekleri göz önüne alarak çiftlere şunları tavsiye ediyorlar:

Çatışmalarınızda birbirinizi adam etmeye çalışmaktan vazgeçin. Her olayda kendi hatalarınıza odaklanıp, önce kendinizi değiştirmeye çalışın, bunu yaparken de koşulsuz olun. Ben bunu yapıyorum, ben kendimi değiştiriyorum sen de bunu yap, sen de değiştir kendini şeklindeki ifadeyi aklınızdan silin. Konuşmak ve iletişim kurmak zorundasınız. Haklı olmak veya üste çıkmak genellikle size hiçbir şey kazandırmaz. Bunun yerine suçlamadan dinleyin, mutlu olmayı, anlamayı, karşı tarafın söylediklerini sanki Cumhurbaşkanı veya Başbakan konuşuyormuşçasına ciddiyetle dinleyin. Anlaşılmak güveni, güven de yakınlığı getirir. Bunun tam tersi ise öfke ve yıkıma neden olur. Suçlamak, haklı olmak ve üste çıkmak hiçbir şeyi çözmeyecektir.

CİSED terapistleri, ilişkilerde kadınların ve erkeklerin kendi doğalarına göre birtakım hataları olduğuna dikkat çekiyor. İşte evlilik ve ilişki terapistlerin gözüyle kadınların 10 hatası:

1. Kutsal anneyi oynamak:
Annelik tartışmasız kutsal bir olgudur. Bugün hangi topluma bakarsanız bakın annelik kimliğin getirdiği aseksüelite vardır. Ancak bu kimliğinizi yatak odasının kapısına asmanız gerek. Çünkü eşiniz için siz onun evlenmeden önce aşık olduğu ve arzu duyduğu kadınsınızdır. Bu bakış açısı evliliğinizin en sağlam temelidir. Sizin annelik kimliği ile sevgili kimliğini birbirine karıştırmanız da bu temele balyozla vurmak gibi olacaktır.  Bu nedenle evlilik hayatında önce kadın, sonra anne olmalısınız. Kadınlığınız anneliğin içinde yok olmamalıdır.

2. Orgazm taklidi yapmak:
Her şeyden önce bilmeniz gerekir ki, her cinsel ilişkinin sonunda orgazm olmak zorunda değilsiniz. Bu hurafeyi bir kenara bırakın. Üstüne üstlük orgazm taklidi yapmak erkeklerin tamamı tarafından reddedilen ve istenmeyen bir tutumdur. Kadınlar böyle yaparak erkeğin kendisine olan saygısını kaybetmesini engelleyerek ona iyilik yaptığını düşünür. Belki eşiniz o anda fark etmeyebilir ama daha sonra öğrenmesi ile kısır bir döngü içine girer. Sürekli sizin orgazm taklidi yapıp yapmadığınızdan şüphelenecektir. Bu durum da onda performans anksiyetesine dönüşür. Taklit yapmak yerine dürüst olun. Samimiyet ilişkilerde her zaman yerini bulacak bir tavırdır. Cinsellik salt orgazmlardan meydana gelen ve mutlaka orgazmla sonuçlanması gereken bir süreç değildir. Cinselliğinizin sonunda cebinizde kalması gerekenler, paylaşımların ve yaşanan haz anlarının bolluğudur. Başta göze alamadığınız küçük hayal kırıklıkları, daha sonra çok derin hayal kırıklıklarına yol açabilir ve hem sizi hem de ilişkinizi geri dönülmez bir noktaya taşıyabilir.

3. İlişkideki gizemi kaybetmek:
Bir kadının yaptığı en büyük hatalardan biri kocasına ya da erkek arkadaşına en yakın kız arkadaşıymış, 'kankasıymış' gibi muamele yapmasıdır. Birçok kadın ilişki süresi uzayınca erkekle her şeyini paylaşmaya başlar. Oysa kadının da erkeğinden ayrı birer dünyası vardır. Kız arkadaşlarınızla konuştuğunuz kadınsı birtakım konuları eşinizle paylaşmamanızda fayda var. Çünkü zaten sizi anlamayacaktır. Kadının da erkeğin de kendine has bir gizemi olmalıdır. Bu da her iki tarafın birbirinde aradığı bir özelliktir. Bu durumun deformasyonu da karşılıklı cinsel beklentilerin azalmasıyla ilişkinizi istemediğiniz bir noktaya sürükleyebilir. Partnerinizin size olan arzusunun devam etmesini istiyorsanız onunla kadınlığa has mahremiyetinizi paylaşmayın.

4. Eşin erotik filme veya porno izleme isteğini aşağılamak:
Siz bu durumu istediğiniz kadar reddedin ama günümüzde birçok erkek ergenliğinde veya hayatının bir yerinde mutlaka erotik film veya porno izlemiştir. Öncelikle bunu kabullenmeniz gerekir. Diğer yandan erotik filmler cinsel terapistler tarafından cinsel sorunları olan çiftlere tavsiye olarak sunulmaktadır. Eşinizi yargılamak ve aşağılamak yerine onun neden böyle bir seçimde bulunduğunu anlamak daha doğru. Bunu konuşulabilir bir konu olarak görmek ve gerektiğinde eşinizin erotik film izleme teklifine önyargısız yaklaşmak yatak odanıza renk getirebilir.

5. İlişki sırasında sessiz kalmak:
Erkek doğasında cinsel olarak uyarılmak için duymaya ve görmeye ihtiyaç vardır. Bunu ondan esirgemeniz de en az onun kadar sizin de cinsel uyumunuza etki edebilir. Hissettiğinizi daha çok hissedebilmek için duygularınızı dile dökmek, gerektiğinde inlemek, çığlık atmak gibi bedensel duyumlarla dışa vurmak mutlu bir yatağın altın sırrıdır.

6. Kendi bedeninde kusur bulmak:
O sizi olduğunuz gibi beğendi ve sevdi. Sizin de kendinizi sevmeniz ve beğenmeniz hayatınızı kurtaracak kadar önemlidir. Unutmayın kendini sevmeyeni bir başkası gerçekten sevemez. Kendine değer vermeyene kimse gerçekten değer vermez, veremez. Kısa ya da uzunsunuz, şişman ya da çok zayıf fark etmez. O sizinle olduğunuz gibi birlikte olmak istiyor. Kendinizi sevmeniz ve bedeninizle barışık olmanız, cinsel hayattan zevk almanızın ilk ve en önemli koşuldur. Eşinizle gerektiğinde aydınlıkta, açık ışıkta birlikte olun, evde iç çamaşırlarınızla dolaşın. İlk önce kendi bedeninizle flört edin.

7. Başka kadınları aşağılamak ve hakaret etmek:
Başka insanları bedensel veya kişiliksel özellikleriyle aşağılamak kimse tarafından hoş karşılanmaz. Kimse kimseye benzemediği gibi farklı farklı özellikleri veya kusurları olabilir. Ancak kendini mükemmel kabul edip herkesi küçük görmek, sürekli eleştirmek ve açıklarını dile getirmek partneriniz için rahatsız edici bir hal alabilir. Kadınlar eleştirmek söz konusu olunca erkeklere göre hemcinslerine karşı acımasızdırlar. Bu tutum da erkeklerin hoşuna gitmez. Annesinin, kız kardeşinin veya kadın bir iş arkadaşının durup dururken eleştirilmesi bir süre sonra erkeğin bu eleştirileri içselleştirmesine yol açabilir. Bir gün o eleştiriler birikip size dönebilir. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Her şeye rağmen insanlarla ve kendinizle barışık bir karakter çizerek kendinize olan güveninizi ortaya koyun. Bu size yönelik, akıllarda daha olumlu bir portre çizecektir.

8. Seksi amaçlar için kullanmak:
Cinselliği bir armağan gibi ruhun ve bedenin paylaşılması dışında bir amaç için kullanmak ilişkinizin kalitesini bozacaktır. Bu durum kadınlarda çok eskilere dayanan bir taktiktir. Ancak taş yerinde ağırdır. Cinsellikle günlük hayatın birtakım kazanımlarını birbirinden ayrı tutmanızda yarar var. Yatakta elde edebileceğiniz en büyük kazanç partnerinizle paylaştığınız hazlar ve güzel anlardır. Olguya bu şekilde yaklaşmalısınız. Aklınızdan çıkarmayın ki cinsellikle daha fazla sevgiyi veya gelecek garantisini elde edemezsiniz.

9. Erkeğe özensiz davranmak:
Her erkek ve elbette her insan beğenilmek, adam yerine konulmak, önemsenmek ister. Kendine saygı duyulmasını bekler. Partnerinin sadece davranışlarına değil kendine bakmasını, özen göstermesini de ister. Akşam partnerinin güzel kıyafetlerle kendini karşılamasını, güzel kokmasını, küçük sürprizler hazırlamasını hayal eder. Kadının bu şekilde erkeğe özenli davranması kendine ve ilişkisine verdiği değerin bir göstergesidir.

10. Sadece penise odaklanmak:
Erkeklerin cinsel hazzı sadece penisten aldığı doğru bir bilgi değildir. Kadın erkek fark etmeksizin insan bedeni tamamen sinir ağları ile örülmüştür. Bir erkeğin cinsel hazzı peniste yoğunlaşmış olabilir ancak tıpkı kadın gibi göğüs uçları da hassastır. Önemli olan kadının partnerinin bedenini keşfetmesidir. Bu nedenle partnerinizle çıktığınız bedensel yolculuğun önemli yol ve kavşaklarını keşfedin.

Beş adımda çekici kadın olma tüyoları

Kendine güven, seksi görünüş, karşı cinsi kendinize çekebilmenin anahtar kelimeleri. 

Amerika'da bu aralar pek çok kadının okuduğu 'How to be a Super Hot Woman' kitabının yazarları Mandy Simons ve Emily J. Terry'den beş küçük tüyo...

1. VÜCUDUNUZU İLK ÖNCE KENDİNİZ SEKSİ HİSSEDİN
Çok kulanılan bir klişe olarak bakarız çoğumuz, içimizde gerçekten hissettiğimiz şeylerin dışa yansıdığı fikrine. Ama eğer çekici görünmek istiyorsanız önce kendinizle flört etmeyi ve negatif önyargıları bir kenara bırakmanız diyor, yukarıda bahsedilen kitabın yazarları. Eğer kötü bir gece geçirip bunu tüm makyajınıza ve şıklığınıza rağmen bütün gün yanınızda taşıdıysanız kesinlikle etrafa 'çekici' vibrasyonlar göndermeyeceksiniz. Pozitif olmayı öğrenmenin yanısıra kendinizi seksi bir kadın gibi hissetirecek özelliklerinizi bulmanız gerekir. Gerisi bu yönlerinize tam olarak güvenmekle alakalı...

2- BAĞIMSIZ OLUN 
Geçmiş dönemlerin bağımlı kadın tipi artık kitaplarda kaldı. Günümüz kadını kendine yettiği ve güvendiği kadar erkeklere çekici geliyor. Erkeğin vereceği güvenlik hissine değil onunla birlikte ama kendi ayaklarınızın üzerinde durduğunuz bir yaşam daha çarpıcı ve istenen bir kadın tipi sunuyor günümüzde. Bir ilişkide bile olsanız erkek sizin de etkin olduğunuz, küçük romantik geziler ve geceler bplanladığınız ve herşeyi ona bırakmadığınız bir yaşamı arzuluyor.

3-  İÇİNDE  RAHAT ETTİĞİNİZ VE SEKSİ KIYAFETLER SEÇİN
Seksi olmanın anlamı illla ki bol dekolte değildir. Herşeyden önce hangimiz bir model vücuduna sahibiz? Önemli olan kendini taşıdığın kıyafetin için güvenli hissetmen, bu güvenli duruş herşeyden daha çok çekici görünmeni sağlayacaktır. Çünkü en kötü görünen kadın, kendini içinde güvenli hissetmediği kıyafetlerle ortada dolaşan kadındır. Rahat bir kıyafetin içine de süper seksi iç çamaşırlar giyebileceğinizi ve bunun hissetirdiği yükselmeyi etrafınıza hissetireceğiniz unutmayın.

4- KIRKLI YA DA ELLİLİ YAŞLARDA OLMAK SİZİ DAHA AZ ÇEKİCİ YAPMAZ
Yaşınızla barışık olun, ne demişler 'her yaşın ayrı bir tadı var'. 40'lı y ada 50'li yaşlardaki Hollywood yıldızlarını gözünüzün önüne getirin ve hissetikleri kendine güveni kendinize örnek almaya çalışın. Olgunluk ve yaşam hakkında sahip olduğunu  bilgi sizi pek çok genç rakibenizin önüne geçiriyor, bunu unutmayın. Ve kimse görmese dahi asla pazardan alınmış pamuklu iç çamaşırlarını giymeyin. Unutmayın herşeyden önce kendinizi seksi görmeniz gerekiyor.

5- HANGİ YAŞTA OLURSANIZ OLUN SPOR YAPIN
Ana Kournikova, Danika Patrick ya da  Maria Sharapova olun demiyor tabi bize yazarlarımız ancak bir sporu ucundan da olsa yapabilmek sizi fit kılacağı gibi erkeklerin gözünde daha eğlenceli kılacaktır. Sevgili kadınlar belki sizin hiçbir tüyoya ihtiyacınız yoktur ancak bu tavsiyeleride aklınızın bir köşesinde tutmak günün birinde işinize yarayabilir.

Bitkisel çaylar zayıflatmaz mı?

Doğa mucizesi olan bazı bitkileri o kadar yanlış kullanmaya başladık ki "bitkisel tedavi" artık tedavi olmaktan çıktı. Önüne gelen herkes, her türlü "otu, çöpü, sapı, kökü" ilaç gibi öneriyor.

Çoğunun iyi niyetle yapıldığından hiç kuşku duymadığım bu bilimsel onaydan uzak tavsiyeler bazen tehlikeli olabiliyor. Nerede, nasıl yapıldığı kaç kişi üzerinde uygulandığı bilimsel olup olmadığı belli olmayan ön görüler insanlara onaylanmış güvenli sağlık bilgileri gibi anlatılınca fayda yerine zarar veriyor.

Biz de her yıl eskiden başımıza gelen olaylardan ders almadan yeni bir veya birkaç kötü örneği yaşamak zorunda kalıyoruz. Bu bazen zayıflama tozlarıyla hayatını kaybeden Kahramanmaraşlı dondurmacı Ahmet Bey, bazen zayıflatıcı yosun kapsülleriyle genç yaşta öbür dünyaya göç eden basın camiasından bir arkadaş bazen de genç bir yavrumuz olabiliyor.

ÇAYLA, OTLA, ÇÖPLE KİLO VERİLMEZ! 

Mesela son yıllarda zayıflamak ve forma girmek amacıyla içilen bitkisel çaylar, prostatı iyileştirmek amacıyla kullanılan sebze suları böbrek iltihaplanması veya adet düzensizliklerini önlemek amacıyla kullanılan bitki karışımlarına bağlı karaciğer hastalıklarına çok sık rastlanmaya başlandı.

Karaciğer uzmanı doktor arkadaşlarımız (gastroenterologlar) infial içindeler. Söylediklerine göre bitkisel desteklerin veya ürünlerin yanlış kullanılmasına bağlı karaciğer hastalıklarında müthiş bir artış var. Bu ürünlerin içinde bulunan bazı toksik kimyasalların karaciğer hücrelerine ciddi zararlar verdiğini söylüyorlar. Özellikle zayıflama çayları olarak satılan ürünlerden çok şikáyetçiler.

DOĞAL OLAN HER ŞEY ZARARSIZ DEĞİLDİR

Doğal olan her şeyin yararlı olduğunu düşünmek yanlış bir yaklaşımdır. Doğada da birçok bitki zararlı veya zehirli kimyasallar içerebiliyor. Ayrıca düşük dozlarıyla faydalı olabilen bu bitkisel kimyasallar fazla miktarlarda ya da uzun sürelerle kullanıldıklarında zararlı olabiliyorlar. Bu nedenle bitkisel destekleri kullanırken de dikkatli olmakta onlara da ilaç muamelesi yapmakta fayda var.

Tıbbi bitkileri bile doğru kullanmak beceri istiyor. Eğer dikkat edilmezse bu doğal mucizeler bile bazen zararlı toksik maddelere dönüşebiliyor. İster ekinezya, sarıkantoron, zerdeçal, ister ginseng, deve dikeni, meyan kökü, ısırgan kullanın, bilgisizlik her zaman sorun yaratabiliyor. Bitkisel bir tedavi önerisi ya da koruyucu mucizesi ile karşılaştığınızda biraz "mütereddit" ve "ihtiyatlı" yaklaşmakta fayda var.

Gerçekten aşık olduğunu nasıl anlarsın?

Bir erkeğin size aşık olup olmadığını anlamak hiç de zor değil. İşte bir kaç ipucu...

İltifat eder 
Erkekler her ne kadar "Benim için iç güzelliği önemli, fiziki değerlere çok önem vermem" deseler bile mutlaka dış güzelliğe bakarlar, öncelikle bir erkek âşık olduğunu ilk olarak sizi baştan aşağı süzerek belli eder.

Giyiminize, makyajınıza, yüz hatlarınıza, kilonuza, el- ayak bakımınıza, saçlarınıza, gözlerinize… Kısacası onun tarafından baştan sona fiziksel bir sınavdan geçirilirsiniz. Sınav bitiminin ardından, "Ne güzel gözlerin var", "Saçlarını çok beğeniyorum", "Mini etek sana çok yakışıyor" gibi iltifatlarla karşılaşmaya başlarsınız.

Sözün kısası, iç güzelliğiniz de olsun ama yine de siz her zaman güzel ve bakımlı olmaya gayret edin. Çünkü bir gün mutlaka bir erkek tarafından iltifat alacaksınız.

Dinler 
Eğer bir erkek sizden hoşlandıysa ses tonunuzu, diksiyonunuzu; kısacası onu sözlerinizle nasıl etkileyeceğinizi merak eder. Yanınıza gelip sizinle konuşmak ve sorular sormak ister. Mümkün olduğunca ikinizin de hoşuna gidecek güncel konular bulmaya çalışın. Ona soracağınız sorular hem kendisiyle ilgilendiğinizi gösterecek hem de onun nelerden zevk aldığına dair size ipuçları verecek.

Erkekler güldüren ve zeki kızlardan hoşlanırlar. Örneğin ona çocukluğunuzun komik anılarını anlatabilirsiniz. Ayrıca tane tane konuşmaya gayret edin. İyi bir diksiyon ve etkileyici bir ses tonuna önem verdiklerini de unutmayın.

Fedakâr olur
Eğer bir erkek sizden hoşlanıyorsa içgüdüsel olarak sizi korumak ister, örneğin kalabalık ortamlarda rahatsız olduğunuzu düşünürse sizin için tartışmaya girebilir. Size sorular sorarak ihtiyaçlarınızı anlamaya çalışır.

Sağlığınızın ve keyfinizin yerinde olmasını herkesten çok o ister. Sizi her koşulda korumaya çalışıp üzülmemeniz için elinden geleni yapar.

Zaman ayırmanızı ister
Bir erkeğin hayatta en önem verdiği şeylerden biri de ilgilenilmektir. Kısacası ona önem vermenizi ve onunla vakit geçirmenizi bekler. "Bu akşam ne yapıyorsun?", "Kiminle çıkıyorsun?", "Seni evine bırakmamı ister misin?" gibi hafif kıskançlık kokan sözlerle de hayatınıza dâhil olmaya çalışır.

Onunla ilgilendiğiniz zaman mutlu olup, ona vakit ayırmadığınız zamanlarda ise kıskançlık duyguları ön plana çıkar. Eğer bir akşam eski aşkınızla yemeğe çıkacak olursanız, "Neden, ne gerek var ki?" veya "Ben varken neden onunla yemeğe çıkıyorsun?" gibi onlarca soruyla karşılaşabilirsiniz. Yani dikkat! İlişkinizin tehlikeye girmesini istemiyorsanız eski sevgililerinizle görüşmemeye çalışın. Eğer görüşecekseniz de bunu ölçülü tutmaya çalışın.

Bilin ki o sadece sizin tarafınızdan ilgi görmek istiyordur. Ona olan konsantrasyonunuzun azaldığını hissettiği andan itibaren aklına "Acaba başka bir erkek mi var?" sorularını getiriyor olabilir.

Her halinizle güzel bulur
Elbette ki de saçlarınız yapılı olduğunda ve ışıl ışıl parladığınızda size iltifat etmesini doğal karşılıyor olabilirsiniz. Yataktan kalktığınız andan gece uyuyana kadar geçen her saniyenizde, ister bakımlı görünmek için tonlarca para harcayın isterseniz de en doğal halinizle, makyaj bile yapmadan gezin, o sizi yine de güzel bulacaktır. Bu durumda gözü sizden başkasını görmüyor demektir.

Öncelik sizsinizdir
Seven erkek sevgilisine öncelik tanır. Onun için siz, zaman zaman ailesinden ve en yakın arkadaşlarından bile önce gelirsiniz, örneğin kız kardeşiyle ve sizinle alışverişe çıktığında en güzel kıyafetleri öncelikle size alır. Önce sizin iyi olmanızı, sizin gülmenizi ve mutlu olmanızı ister.

Soğuk bir yerde sizden başka üşüyen biri varsa ceketini önce size verir, hasta olduğunuzda işine gitmek yerine önce sizi ziyaret eder, hafta sonlarını ailesiyle geçirmek yerine sizinle program yapmaya çalışır. Çünkü siz onun hayatının en önemli değerisinizdir.

Bloggerlar İçin Zaman Yönetimi

Google profilimi dikkatli incelediyseniz “Hayatta övündüğünüz şeyler” sorusuna verdiğim
cevabı fark etmişsinizdir. Oraya da yazdığım gibi 1 günü 24 saate sığdırabilmek benim için gerçekten övünülecek bir şey. Hatta o cevabı yazdığımda Blog Hocam’ı yeni açmıştım ve evli değildim. Artık sorumluluklarım ve 1 güne sığdırmam gerekenler çok daha fazla.

 

İster öğrenci olsun ister çalışan, ister evli olsun ister bekar farketmez her blog yazarının benim gibi zaman problemi yaşadığını düşünüyorum. Bu yüzden zamanımızı akılcı kullanarak iş, aile ve sosyal hayatımızı aksatmadan blogumuza da vakit ayırabilmeliyiz. Bunun yolu da zamanı doğru yönetmekten geçer.

Zaman yönetimi konusunda hem kendim hem de diğer blog yazarları için epey araştırma yaptım. Onlarca akademisyen ve profesyonelin zaman yönetmiyle ilgili makale ve sunumlarını okudum. Onlardan öğrendklerimi kendi deneyimlerimle harmanlayarak zaman yönetmiyle ilgili faydalı olacak önerilerde bulunmak istiyorum.

zaman yönetimi

1. Blogunuz İçin Net Hedefler Belirleyin

Hedef belirlemek yanlış şeylerle ilgilenerek zamanı boşa harcamanızı engelleyebilir. Örneğin kendinize hedef olarak haftada 3 yazı yazmayı koyarsanız, hedefiniz olan 3 yazıyı yazmadan blog tasarımıyla uğraşmazsınız. Yani zamanı öncelikleriniz için ayırırsınız.

2. Yazılarınızı Planlayın

Zamanı iyi yöntemek için planlı ve programlı hareket etmek şarttır. Bu yüzden mutlaka br içerik takvimi kullanmanızı öneriyorum. Yazdığınız veya yazmayı düşündüğünüz yazıları takvimde yayınlanacak güne koyun ve takvime daime sadık kalın.

3. Dikkatinizi Dağıtan Şeylerden Uzak Durun

Blogunuza ayırdığınız zamanın çoğunu yazı yazmaya harcıyorsunuz sanırım. Araştırma, yazma, düzenle gibi işlemler bazen saater sürebiliyor. Bu süreyi optimize etmek için yazı yazarken dikkatinizi dağıtan ve sizi oyalayan şeylerden uzak durun. Örneğin sosyal ağlarınızı veya anlık meajlaşma programlarınızı, televizyonunuzu hatta cep telefonunuzu bile o an için kapatbilirsiniz.

4. Aynı Anda Tek Bir İşe Odaklanın

Zamanı verimli kullanmamızı engellleyen en önemli sorunlardan biri “multi tasking” yani aynı anda birden fazla işe odaklanmaya çalışmak. Bir işi kusursuz yapabileceğiniz bir zamanda iki işi yarım yamalak yapmak istemiyorsanız bundan kaçının.

5. Rutinleriniz Olsun

Rutin kelimesi sıkıcılığı çağrıştıran bir kelime olsa da söz konusu zaman yönetimi olduğunda size büyük avantajlar sağlayabiliyor. “Her hafta Pazar günü 3 saatimi içerik oluşturmaya ayırırım”, “ yazı yazarken belli yazı şablonlarını kullanırım” gibi rutinler bir işi daha kısa sürede yapmanızı sağlayacaktır.

6. Blog Yazdığınız Yerde Organize Olun

Blog yazılarınızı yazdığınız ortamın ne kadar önemli olduğunu hiç dşündünüz mü? Kendimden örnek vereyim; evde sessiz ve tek başıma olduğum bir ortamda 1 saatte oluşturabileceğim bir içeriği ofiste telefonlar, ziyaretçiler, işler derken 4-5 saatte oluşturuyorum. Bu yüzden herşeyin elinizin altında olduğu, rahatsız edilmediğiniz bir ortamda blog yazmak, vaktinizi daha verimli kullanmanıza yol açacaktır.

7. “Hayır” Demeyi Öğrenin

Eminim çoğunuz hergün gerek sosyal medya hesaplarınız gerek de e-posta ile onlarca mesaj alıyorsunuzdur. Bunlar arasında sizden türlü rica ve isteklerde bulunanlar oluyordur. Eğer blogunuza ayırdığınız kısıtlı vakti en iyi şekilde değerlendirmek istiyorsanız, bu mesajların bir kısmına kibarca “hayır” demeniz gerekebilir.

8. En Yüksek Olduğunuz Zamanı Bilin

Herkesin kendini iyi hissettiği, enerjisinin yüksek olduğu günler ve saatler mutlaka vardır. Önemli olan buzaman dilimini bilmek ve kendini o anlara göre programlamaktır. Örneğin ben pazar akşamları kendimi “yüksek” hisseder ve elimden geldiğince içerik üretmeye çalışırım.

9. Kendinizi Ödüllendirin

Zaman yönetiminde planlı hareket etmek, hedefler koymak ve belirlenen sürede bu hedeflere çok önemlidir. Bu yüzden belirlediğiniz sürede belirlediğiniz hedefe ulaştığınızda kendinizi mükafatlanırın. Planınıza sadık kalmanızı ve motive olmanızı sağlayacaktır.

Söz Sizde

Evlendikten sonra bloga ayırığım zamanda azalma olduğunu eminim fark etmişsinizdir. 1-2 sene önce övündüğüm şey olan “1 günü 24 saate sığdırmak” özelliğimi yavaş yavaş kaybediyorum sabırım. Diğer evli blog yazarları ne durumda merak ediyorum. Haftada kaç yazı yazabiliyorsunuz ve blogunuza nasıl vakit ayırabiliyorsunuz? Öneri ve tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

27 Aralık 2013 Cuma

Blog Sahiplerinin Yapması Ve Yapmaması Gereken Davranışlar

Herkese merhaba.Ben Nurgül Karış. Öncelikle sevgili Blog Hocam'a,beni misafirliğine kabul ettiği için çok teşekkür ediyorum ve saygılarımı sunuyorum.
 
Başlıktan da anlaşılacağı gibi,konumuz blogger davranışları. Aslında az çok herkesin fikri olabilen bir konu ancak daha da detaya inersek..

-Blog sahibi olmanın sorumlulukları
-Blog sahibinin okuyucusuna karşı davranışları olarak iki başlık altında inceleyebiliriz.

blog
Blog sahibi olmanın getirdiği bazır kurallar vardır. Eğer bir siteniz varsa ve siz de bu siteyi en iyi şekilde yaşatmak istiyorsanız,uymanız gereken ve kendinize prensip edinmeniz gereken bazı hususlar vardır. Bunlar,hem kendinize hem blogunuza hem okuyucunuza karşı yapmanız ve yapmamanız gereken davranışları içeriyor. Öncelikle blog sahibi olmanın sorumluluklarıyla başlayalım. Blog veya bir site sahibi olmak,sanıldığı gibi yazı yazıp göndermekle kısıtlı değildir. Blogunuza saygı,kendinize saygı,okuyucunuza saygı konusunda her zaman dikkatli olmalısınız. Blogunuzu güncel bir şekilde kullanmalı,gereksiz veya eksik ayrıntılarla kullanılamaz hale getirmemelisiniz. Blogunuza uygun bir tema ve başlık,en önemli hususlardır.Blogunuzun sınırlarını belirlemeli o çizgiden uzaklaşmamalısınız.  İçerik olarak özgün ve yaratıcı olmalı,eğer imkanınız varsa görsellerle ve videolarla desteklemelisiniz. Unutmayın okuyucu,her zaman canlı ve özgün içerikleri destekler. Yazınızın blog temasına uygun olması,yazım ve imla kurallarına uygun olması gerekir. Görsellerinizin de özgün ve iyi çekimler olması gerekir.
 
Blogunuza gereken saygıyı gösterirseniz,otomatik olarak okuyucularınız da bundan etkilenir. Bu durumda okuyucularınıza karşı da sorumluluğunuz artar. Okuyucuya saygı ve değer,her zaman olması gereken bir davranıştır. Okuyucunuzun yorumlarını cevapsız bırakmamalı,sorularına yanıt vermeli,düşüncelerini dikkate almalısınız. Gerek çekilişlerde gerek yazılarınızda gerek çektiğiniz videolarda,okuyucunuz her zaman dikkat etmeniz gereken ilk husus olmalı. Yazdığınız yazılarda okuyucunuza faydalı olmayı amaçlamalısınız. Eğer bu davranışları pratik hale getirirseniz,blogunuza ve size gereken saygı ve itibar gösterilecektir,emin olabilirsiniz.
 
Öncelikle kendi kişiliğinizi saygıyla çerçeveleyip,daha sonra yaptığınız işe bu saygıyı yansıtmalısınız. Çizginizden ayrılmamalı ve okuyucularınızla sürekli iletişim halinde olmalısınız. Bu size daha çok mutluluk verecek ve yaptığınız işi sevmenizi sağlayacaktır.

Yazar hakkında: Ben Nurgül Karış.Ağustos 2013 tarihinde aktif olarak yazmaya başladım. Amacım her konuda kaliteli ve özgün bir blog sahibi olmak. Sevdiğim,tavsiye edip etmediğim her ürün hakkında http://yaseminjess.blogspot.com blogumda yazmayı çok seviyorum.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Az Zamanda Çok Ziyaretçi Getiren Siteler

Blogların en büyük sorunların biri yeteri kadar ziyaretçi çekememek yani hit alamamak. Bir blog sitesine ziyaretçi çekmnin en iyi yolu benzersiz içerikler üreterek bunları Google dizinine eklemek ve arama sonuçlarında üst sıralara çıkmaktır. Fakat bu iş göründüğü kadar kolay değildir. Rekabete göre yazdığınız makalenin üst sıralarda çıkması güçleşebilir.

Google ve diğer arama motorlarından gelen hitler dışında diğer önenmli hit kaynağı ise sosyal ağlardır. Facebook ve Twitter başta olmak üzere Pinterest, LinkedIn, Google+ gibi sosyal ağlar blogların en önemli 2. hit kaynağıdır. Bunun için sosyal medyayı aktif kullanmak ve yüksek takipçi sayısına sahip olmöanız gerekmektir. Yani sosyal ağlardan ziyaretçi çekmek de  uzun zaman alabilir. 

Kısacası ziyaretçi trafiğinizin çok büyük bölümünü oluşturan organik ve sosyal trafik alma işi zaman ve çok çalışma ister. Ben bu yazıda daha az ama daha çabuk hit getirecek yönlendirme trafik kaynaklarından ve ziyaretçi getirecek sitelerden bahsedeceğim.

Forumlar

Hergün binlerce kişinin ziyaret ettiği ve bilgi paylaşımında bulunduğu forumlar, bloglar için önemli hit kaynaklarıdır. Blog Hocam’ın okuyucu kitlesi blog yazarları olduğu için ben daha çok WMAracı, Webmastersitesi ve İyinet gibi forumlarda paylaşımlar yaparak ziyaretçi çekmeye çalışıyorum ama Türkiye’de hemen her konuya özel forumlar olduğu gibi tüm konuların bir arada bulunduğu ForumTR gibi genel forumlar da var.

1. Blogunuzu Tanıtın: Forumlardan nasıl ziyaretçi çekeceğinize gelirsek bunun pek çok yolu var. Örneğin işe blogunuzu tanıtarak başlayabilirsiniz ama bunu forum kurallarına uygun şekilde yapmalısınız. Forumların çoğunda forum iyelerinin kendi sitelerini tanıtmak için ayrılmış bölümler vardır. Buraya yeni bir konu açarak blogunuzu binlerce kişiye tanıtabilirsiniz.

blog tanıt

2. Blogunuzu Kaynak Göstererek İçerik Paylaşın: Forumlar bilgi paylaşımı üzerine kurulmuş topluluk siteleridir. Dolayısıyla insanlara bilgi veren konular her zaman çok ilgi görür. İlk olarak blogunuzda paylaştığınız ve çok faydalı olduğunu düşündüğünüz bir içerik yeteri kadar ilgi görmediyse bunu forumlarda paylaşıp esas yazınıza kaynak vermek çok etkili bir ziyaretçi kazanma yöntemidir.

kaynak göstermek

 

3. İnsanlara Yardımcı Olun: Forumlarda pek çok insan soru sorar ve diğer forum üyelerinden yardım bekler. Eğer cevabını bildiğiniz ve daha önce blogunuzda paylaştığınız bir soru görürseniz, kişiyi cevap için blogunuza yönlendireblirsiniz.

Yardımcı ol

 

4. İmza Bölümünü Kullannın: Forumların çoğunda imza bölümünde link paylaşmak serbesttir. İmzalar her yazınızın altında görüneceği için imza bölümüne blogunuzun linkini koyduktan sonra forumda ne kadar aktif olursanız o kadar çok ziyaretçi çekme şansınız olur.  Benim WMAracı’nda premium üyeliğim olmadığı için imzamda link paylaşmıyorum ama direkt url olarak veya başka şekillerde blogumdan bahsedebiliyorum.

imza
5. Profilinizi Doldurun: Bir foruma üye olduktan sonra profil bilgilerinde kişisel bilgilerinizin yanında web sitesi bilgisi seçeneği de mutlaka vardır. Bu ölüme blogunuzun adresini yazarsanız profilinizi ziyaret eden kişileri blogunuza yönlendirebilirsiniz.

profil


Popüler Bloglar

Son yıllarda oldukça popüler hale gelen blogları artık hergün milyonlarca kişi ziyaret ediyor. Bu bloglar arasında popüler olanları sürekli takip ederek hit kaynağı olarak kullanabilirsiniz. Nasıl mı? İşte birkaç örnek;

1. Konuyla İlgili Link Bırakın: Okuduğunuz yazıyla ilgili kendi blogunuzda başka bir içerik varsa bunu paylaştığınız yorumlar genellikle yayınlanır. Çünkü spam görüntüsünden uzaktır ve yorumu okuyan kişiye fayda sağlayacaktır. Özellikle popüler bir blogun çok okunan bir yazısında ilk yorum yazan kişi olmayı başarırsanız ciddi bir hit getirecektir.

yorum link
2. URL’nizi Yazın: Popüler blogların yorum bölümünden ziyaretçi çekmenin en kolay yolu yorum formundaki adres kısmını doldurmaktır. Yorum bölümlerinde adres kısmını doldurmak zorunlu olmadığı için yazmıyor olabilirsiniz ama yukarıda da belirttiğim gibi popüler bir blogun çok okunan bir yazısına ilk yorumu siz yazarsanız ciddi bir hit getirecektir.

yorum-url

 

3. Misafir Yazar Olun: Bloglardan nitelikli ziyaretçi çekmenin en etkili ve en etik yöntemi konuk yazar olmaktır. Ancak burada sorun doğru blogu bulmak. Popüler bloglar konuk yazar kabul etmeyebiliyor veya kriterlerini çok yüksek tutabiliyorlar. Bu yüzden sizinle benzer konuda yayın yapan, trafiği nispeten düşük ama düzenli okuyucusu olan bloglar bulmalısınız.

misafir
Soru Cevap Siteleri

Kullanıcıların sorularını gönderdikleri ve diğer kullanıcıların o soruyla ilgili cevaplarnı paylaştıkları bu platformların dünyadaki öncüsü Yahoo Answers ama ülkemizde ne yazık ki bu kadar popüler bir soru cevap platformu yok. İçeriği nedeniyle Blog Hocam’a en çok ziyaretçi gönderen soru cevap sitesi Google Blogger ürün grupları. Bunun sonra en çok trafik gönderen soru cevap sitesi Kızlar Soruyor.

cevap
Siz de internetteki soru cevap sitelerine kayıt olup, buralarda içeriğinizle ilgili sorulan sorulara blogunuzun linkiyle birlikte cevap yazarak kolayca ziyaretçi çekebilirsiniz.

Makale Dizinleri

Article marketing dediğmiiz makale pazarlaması ülkemizde pek yaygın olmadığı gibi bu konuda kaliteli bir makale dizini bulmak da çok zor. Blog Hocam’ın ilk zamanlarında, makale dizinleri arasına en  popüleri ve kalitelisi diyebileceğim Makale Marketi’ne yazı gönderek ziyaretçi kazanmışlığım vardır.

makale
Makale Marketi veya diğer makale dizinleri hemen her konuda kategori içerdiğinden tüm bloglar için uygundur. Makalelerinizin içine yerleştireceğiniz linkler ve künye bölümüne koyacağınız linkler ile blogunuza ziyaretçi kaznandırabilirsiniz.

Sosyal İmleme Siteleri

İlerleyen haftalarda yazacağım bir yazıyla sosyal imlemenin hit dışındıki faydalarınan da bahsedeceğim ama bu yazıda hit katkısından söz edelim. Çoğu kaynakta olduğu gibi sosyal imleme sitelerinde de Türkiye’de büyük bir eksik var. Çoğu blogcu gibi ben de sosyal imleme için sadece Yazarkafe’yi kullanıyorum ve resimde de göreceğiniz gibi buradan ciddi hit alıyorum.

yazarkafe

 

Ne yazık ki Reddit, Delicious, Stumbleupon gibi dünyaca ünlü sosyal imleme sitelerine gönderilen türkçe içerikli yazılara pek tıklanmıyor. Oyyla ve İm.web.tr gibi Tükçe sosyal imleme siteleri ise maalesef çok kalitesiz ve yine pek fayda sağlamıyor. Bu yüzden Bumerang’da altın üye olmaya çalışmanızı ve Yazarkafe hizmetinden faydalanmaya başlamanızı öneriyorum.

Komünite Blogları

Yıllar önce Bildirgeç ile ünlenen komünite bloglarının bugün en popüler örneği Milliyet Blog diyebilirim. Yüzlerce blog yazarı farklı kategorilerde yazılarını Milliyet Blog’da yayınlayarak geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Ben de burada 1-2 yazı yayınlayarak Blog Hocam’a ziyaretçi kazandırmıştım.

milliyet
Milliyet’te blog yazarken proflinizde, yazılarınız içerisinde veya sonunda blogunuza bağlantı verebiliyorsunuz. Eğer bu bağlatılar konuyla ilgili ve aşırı olmazsa editörler izin verebiliyor. Böylece çok sayıda ziyaretçi kazanabiliyorsunuz.

Alternatif Sosyal Ağlar

Sosyal ağ dendiğinde akla gelen siteler bellidir; Facebook, Twitter, Google+, Pinterest ve LinkedIn. Fakat bunlar dışında daha niş, daha az popüler ama sıkı müdavimleri olan alternatif sosyal ağlar da var. Bunlardan benim en sık kullandıklarım Quup ve Inploid.

inploid
Bu tür alternatif sosyal ağlarda tarttışmalara katılarak ve yazılarınızı paylaşarak kolayca ziyaretçi sayınızı arttırabilirsiniz. Popüler sosyal ağlara takılıp kalmayın, alternatifleri de deneyerek size katkısını ölçün.

Dizinler

Türkiye’de dizin dendiğine akla DMOZ gelir. DMOZ insanlar tarafından oluşturulan bir dizin olduğu için Google’ın gözünde çok değerlidir ama hitinize pek katkısı yoktur. Hit için size önereceğim en kaliteli dizin, Hürriyet’in servisi olan Hurlist.


hurlist


Hurliste’e site eklemek için Bumerang üyesi olmanız yeterli. Üyelik tipinizin önemi yok. Biünyesinde binlerce site olan Hurlist, etiketleme ve öneri sistemi sayesinde sıradan bir dizine göre gayet iyi trafik gönderiyor.

Söz Sizde

Blog Hocam’da kullandığım kısa zamanda ziyaretçi çekmeye yönelik siteler bunlardı. Ziyaretçi yazlığından şikayetçi olan blog yazarlarının işine yarar umarım. Eğer sizin kullandığınız başka siteler veya yöntemler varsa lütfen bizle paylaşın.

23 Aralık 2013 Pazartesi

Yağ yakıcı besinlerle zayıflayın

Bazı besinlerden ne kadar kıssanız da kilo veremiyor olabilirsiniz, ama bazı besinlerde yağ yakma özelliklerinden dolayı kilo kaybetmenize yardımcı oluyor.

Vücuttan en zor atılan, kilo vermeyi en zorlaştıran şeyler yağlardır. Kendinize uymayan diyet programları yüzünden ya da yanlış yemekleri yediğiniz için yağ yakamıyor olabilirsiniz. Ama bunun da doğal bir çözümü var. Bazı yağ yakıcı besinler sayesinde vücudunuzdan bir türlü atamadığınız kilolarınızdan kurtulabilirsiniz. İşte o besinler;

Suyosunu: Düşük kalorili suyosunu için adeta ilaç tanımlamasını yapmak kesinlikle yanlış değil: içindeki vitamin ve minerallerle tiroid bezlerinin çalışmasını düzene sokuyor, metabolizmayı hızlandırıyor ve tüketilen besinler kolay yakılmasına yardımcı oluyor.

Ananas: Ananastaki bazı enzimler, balık ve kırmızı etteki proteinin daha kolay parçalanmasına yardımcı oluyor. Böylece protein, hücreler içinde daha kolay emilebiliyor, vücut bu proteinlerden daha fazla yarar sağlıyor. Ananas aynı zamanda vücudun enerjisini artırarak daha fazla yağ yakılmasını da sağlıyor.

Elma: Elmanın sağlımıza pek çok faydası olduğunu artık herkes biliyor. Bu faydaların arasında özellikle bir tanesi kilo vermenize yardımcı olabilir. Hangisi mi? Tabii ki iştah kapatması. Elmadaki pektin sizi uzun süre tok tutar ve gereksiz atıştırmaları önler. Üstelik bir tanesi ile doymazsanız bir ikincisini yemekte hiç sakınca yok!

Enginar: Enginarda bulunan “cynarin” isimli madde vücuttaki toksinlerin atımını kolaylaştırıyor. Karaciğerin dostu olarak bilinen bu sebze bol magnezyum içeriyor ve yağ yakımını hızlandırıyor. Ayrıca bağırsakların çalışmasını da düzene sokuyor.

Fasulye: Yağ oranı düşük ve protein açısından zengin fasulyenin her türü, zayıflamak isteyenlerin listesinde mutlaka bulunmalı. Tok tuttuğu için atıştırmayı da önleyen fasulye, Kolesterolü düzenliyor, metabolizmayı hızlandırıyor, yağ yakımın kolaylaştırıyor. Tüm bu özelliklerin, nohut ve mercimekte de bulunduğunu hatırlatalım…

Kırmızı acı biber: Bibere acı tadın veren “capsaicin” maddesi metabolizmayı hızlandırıyor, vücut ısısını artırıyor. Vücut yükselen ısıyı düşürmek için ekstra enerjiye ihtiyaç duyuyor ve böylece yağ yakımı kolaylaşıyor. Zerdeçal da, vücutta kırmızıbibere benzer etkiye sahip.

Yabanmersini: C vitamini bombası yabanmersini aynı zamanda çok güçlü bir antioksidan. Ona koyu rengini veren madde serbest radikalleri yok ederek, toksinlerin dışarıya atılmasını kolaylaştırıyor. Yabanmersini yağ hücrelerinin çözülmesine de yardımcı oluyor.

Rezene: Çok güçlü bir aromaya sahip bu bitkinin içindeki uçucu yağlar metabolizmayı hızlandırıyor, enzim oluşumunu artırıyor ve bu enzimler yağların vücutta depolanmasını önlüyor.

Tavuk eti: Derisinden ayrılan beyaz tavuk eti protein açısından zengin, yağ açısından ise son derece fakirdir. Tavuğun yanı sıra piliç, deve kuşu ve hindi eti de aynı özelliğe sahip. Ayrıca bu gıdalar zengin birer protein kaynağı olarak cildin yağ dokusunu güçlendirirler.

Salatalık: Hemen hemen hiç kalori içermeyen salatalık, potasyum, kalsiyum ve demir açısından çok zengin. Selülitlere karşı kullanabileceğiniz bu gizli silah, vücudun su ihtiyacını karşılamaya da yardımcı.

Zencefil: Zencefil de, içerdiği yağlarla, tıpkı kırmızı acı biber gibi kalori yakımını hızlandırır. Aynı zamanda midenin yeterli derecede enzim salgılamasına yardım ederek sindirimi kolaylaştırır.

Her altı kadindan birinin derdi bu!

Her 6 kadından birinde vajinal bölgede aniden başlayan ağrı, yanma, batma ve kaşıntı ile kendini gösteren nedeni kesin olarak belirlenemeyen ''Vulvadini'' hastalığı görüldüğü belirtildi. 

Hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavinin bulunmadığını ifade eden Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (TJOD) 2. Başkanı, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Ali Baloğlu, antidepresanlar ve ağrı kesici kremlerin kullanılabileceğini kaydetti.

Doç. Dr. Ali Baloğlu, tıpta 'Vulvadini' diye bilinen hastalığın vajina ve çevresinde görülen, zamanla kronikleşen bir hastalık olarak tanımlandığını vurgulayarak, "Dünya genelinde hastalığın görülme sıklığı yüzde 16-18'dir. Her 6 kadından biri, yaşamının bir döneminde, vajinal bölgede ağrı, yanma, batma ve kaşıntı şikayetleriyle hekime başvurmaktadır. Birçok kadın ise bu durumu saklamakta ve hekime başvurmamaktadır" dedi.

TAMAMEN YOK ETMEK MÜMKÜN DEĞİL
Vulvadini hastalığında şikayetlerin yeri ve derecesinin gün içerisinde dalgalanmalar gösterdiğini ifade eden Baloğlu, ağrıların kalıcı, dönemsel, yaygın ya da bölgesel olabileceğini söyledi. Baloğlu, Vulvadini'ye etki eden birçok faktörün olduğunu ancak kanıtlanmış bir neden bulunamadığını belirterek, vajinal bölgedeki sinirlerde zedelenme, mantar enfeksiyonlarına karşı aşırı hassasiyet, ped ve tuvalet kağıdı gibi çevresel faktörlere karşı alerji, idrar ve bölgedeki kasların yapısının en önemli etkenler olduğunu kaydetti. Hastalığı tamamen ortadan kaldırıcı bir tedavinin bulunmadığını ancak dönemsel olarak şikayetlerin giderilmesini sağlayan tedavilerin yapılabildiğini ifade eden Baloğlu, tedavide özellikle sakinleştirici özelliği olan antidepresanların kullanıldığını söyledi.

Baloğlu, antidepresanların hastalığa bağlı gelişen psikolojik bozuklukları önlediğini, sinir ve kas sisteminde rahatlama sağladığı için ağrılı bölgede gevşemeye neden olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Antidepresanlar, bu ve benzeri nedenlerden dolayı diğer krem ya da ağrı kesicilerden daha etkilidir. Bununla birlikte çeşitli ağrı kesici kremler, mantar ve enfeksiyon tedavisinde kullanılan antibiyotikler, adalelerin rahatlaması için fizik tedavi uygulamaları ve psikolojik davranışsal terapi yöntemleri uygulanmalıdır. Tedaviler, tek tek değil bir arada uygulanmalıdır. Bu yöntemlerle hastalığın tedavisindeki başarı oranı yüzde 60'ı geçmemektedir."

CERRAHİ TEDAVİ MÜMKÜN
Baloğlu, bu yöntemlerden sonuç alınamadığı durumlarda cerrahi yöntemin de bir seçenek olduğunu ifade ederek, "Ağrılı bölge ameliyatla çıkartılıyor ancak bu yöntemde de hastaların yüzde 10'unda bir süre sonra hastalık tekrarlıyor" diye konuştu.

Cerrahi müdahale sonrasında fiziksel bir deformasyonun da söz konusu olduğunu dile getiren Baloğlu, operasyon sonrasında hastaya psikolojik destek verilmesi gerektiğini söyledi. Baloğlu, hastalığın kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğine, sosyal yaşamdan, iş hayatından koparabildiğine ve cinsel yaşamdan uzaklaştırabildiğine dikkati çekerek, bu ve benzeri kısıtlamaların kadında güven kaybına yol açabildiğini kaydetti. Vulvadini hastalığına bağlı olarak cinsel yaşamında sorun yaşayan, bu nedenle eşinden uzaklaşan birçok kadının aile düzeninin bozulduğunu belirten Baloğlu, aktif yaşamdan kopan kadının bir süre sonra içine kapanmaya başlayabileceğini, öz güvenini yitirebileceğini söyledi.

ÖNERİLER
Vulvadini hastalığından korunmak için genital bölgenin çok sık yıkanmaması, temizlikte sabun kullanılmaması, bölgenin yıkandıktan sonra iyice kurulanması gerektiğini anlatan Baloğlu, şu önerilerde bulundu:
"- Parfümlü tuvalet malzemeleri kullanmayın,
- Genital bölgeye asla sprey ya da parfüm sıkmayın,
- Çamaşırlarınızı yıkarken daha önceden bilmediğiniz deterjanları kullanmayın,
- Yüzde 100 pamuklu iç çamaşırı tercih edin,
- Tayt giymekten kaçının,
- Sürtünmeye neden olacak bisiklete binme gibi aktivitelerden mümkün olduğunca uzak durun,
- Gece yatarken mümkünse iç çamaşırı ve pijama altı giymeyin."

İstediğiniz sonuca ulaşmak için öneriler

Sevgilinizin aklını başından almak, düşündüğünüz kadar zor değil. Yapmanız gereken tek şey, sizden ne istediklerini bilmek…

Erkekler seks yapabildikleri her anı sonuna kadar değerlendirmek ister ama rutine beklenmedik bir hareket getirdiğinizde akılları başlarından gider. Üstelik bunun için çok da çılgın şeyler yapmanıza gerek yok. İstediğiniz sonuca ulaşmak için aşağıdaki kurnaz önerilerimizden birini mutlaka deneyin.

Rahatlamadan önce canlanın
Ofiste geçen uzun bir günden veya sporda geçirdiğiniz yorucu saatlerden sonra tek isteğiniz eve gidip duş yapmak değil midir? Deneyimlerimizden biliyoruz ki, bu 15 dakika ile sonsuzluk arasında değişebilir. Teninizin duştan sonraki kokusu sevgilinizin hoşuna gitse de, üzerinize atlamak için zaman kaybetmek İstemez.

27 yaşındaki Taygun "Bir hafta sonu kız arkadaşımla gün boyunca bisiklete binmiştik. Eve geldiğimizde bitmiş bir haldeydik, hemen duşa gireceğini düşünürken beni yatak odasına sürükledi. Kesinlikle süperdi" diye anlatıyor.

Onun ateşli alarmı olun
Her erkek, bir kadın tarafından heyecanlı bir şekilde uyandırılmak ister. Bunun, sadece yaramazlık tarafı değil, yararlı tarafı onların ilgisini çeker. Zaten tetikte bekliyorlardır ama yine de bir sürprizin hiç de fena olmayacağını düşünürler. Cahit kendi deneyimini şöyle anlatıyor: "Kız arkadaşımın şimdiye kadar yaptığı en harika şey, bir pazar sabahı aşağılara doğru harekete geçmesiydi. Yarı yarıya uyanık olduğumdan başta olayın gerçek olup olmadığını kavrayamadım. Ama sonra, rüyalarımdan bile daha güzel bir deneyim yaşadığımı fark ettim."

Elbiselerinizin hepsini çıkarmayın
Erkeklere göre çıplaklık harika bir şey. Ama bazen seks esnasında üstünüzdeki bir parçayı çıkarmamak, onunla sevişmek için bir saniye bile bekleyemediğinizi gösterir. 27 yaşındaki Ali "Kız arkadaşım genelde beklenmedik sevişmelerden hoşlanır. O yüzden üstünden bazı şeyleri çıkarmadığı olur ve buna bayılırım" diye anlatıyor.

Işıkları söndürmeyin
Erkeklerin sevişme esnasında neden ışıkların açık olduğundan hoşlandığını Ercan'dan dinleyin: "Tutucu olduğunu düşündüğüm bir kız ışıkları söndürmememi söylemişti. Vücudunu net bir şekilde görmek çok hoşuma gitmişti. Ne yapacak diye meraklanmıştım" diyor. Kadınların çoğu sevişme sırasında vücutlarını göstermekten hoşlanmaz. Erkekler bunun aksi bir durumla karşılaştıklarında çok şaşırırlar. Bu ayrıca kendi çıplaklıklarının da sizin hoşunuza gittiğini düşünmelerini sağlar.

Himalaya tuzu




Kristal tuz çeşitleri arasında en iyisinin Himalaya tuzu olduğu biliniyor.
Himalaya tuzunda en az 84 element bulunur, dünyada var olan neredeyse tüm elementler Himalaya tuzunda mevcuttur.
Ne “tesadüftür” ki, bedenimizin doğal yapısında da yine bu 84 elementin varlığına şahit oluyoruz. Ancak günümüz yaşam koşulları ve beslenme şeklimiz nedeniyle bedenimizin element dengesi de giderek bozuluyor. Maruz kaldığımız elektromanyetik alanlar, GDO’lu gıdalar, tarım ilaçları, kalitesiz besin ve kalitesiz su, bu dengenin altüst olmasına ve bedenin mineral açlığına sebep oluyor. Bu 84 elementin tamamı bedenimizin doğasında da mevcut olduğundan, beden element eksikliğini Himalaya tuzu sayesinde kolaylıkla tamamlayabiliyor. Bu da sağlıklı yaşama doğru atılan en önemli adımlardan biri.
Su ve tuz eksikliğinin hastalıklarla bağlantısı nedir?
Alınan su, bedende sadece enerji üretmez, aynı zamanda hücrede yıllardır biriken zehri de dışarı atar. Eğer bunları atamazsa, hücre içerisinde aşırı asitlenme oluşur. Bunun sonucunda en iyi ihtimal ile ağrılar sızılar başlar; ama daha da kötüsü kanserli hücre oluşumu başlayabilir.
Su, bütün bu işleri tuzun yardımı ile yapabilmektedir.
Su ve tuz muhteşem bir ekiptir! İkisi birlikte sadece bedenin su miktarını ayarlamakla kalmaz hücrenin ve dolayısı ile bedenin pH düzeyini nötr (7,4) tutar.
Beslenmede de tuz ve suyun önemi büyüktür.
Beslenme sadece besin maddelerinin bedene alınmasıyla bitmez. İçeri alınan besin maddelerinin daha ufak parçalara dönüştürülerek suyla çözüldükten sonra kana yüklenmesi gerekir ki gerçek anlamda bir sindirim sağlanmış olsun. Geriye kalan yararsız maddeler ise dışarı atılır. Kana alınan maddeler bedenin her tarafındaki hücrelere taşınır. Hücreye ulaşan bu besin maddeleri hücrede kullanılır ve ortaya çıkan zararlı yan ürünler bağışıklık sistemi tarafından dışarı atılır.

Suyun tüm bunları yapabilmesi için de gerçek tuza ihtiyacı vardır.
Yediğimiz yiyecekler midede kimyasal ve fiziksel olarak parçalanır. Bunu becerebilmek için mide günde iki üç litre arasında bir sıvı (salgı) üretir. Mide bu sıvıyı ancak bedende yeterli su varsa üretebilir. Midenin bu salgısı hidroklorik asit içerir. (Mide suyunun pH değeri 0,9 ile 1,5 arasında değişiyor). Mide suyunun bu yüksek asit değeri nedeniyle midenin kendi kendisini parçalamaması için mide bir çeşit koruyucu salgı salgılar. Bu koruyucu salgıyı yeterince salgılayamadığı zaman gastrit diye adlandırılan mide iltihaplanmasına sebep olur.
Midede parçalanan bu besin maddeleri on iki parmak ve incebağırsağa gönderilir, buradan da kana ve lenflere yüklenerek bedenin diğer hücrelerine gönderilir. Ve bu işlemlerin yapılabilmesi için yemek öncesinde ve sonrasında su içmemiz gerekir. Yani yediklerimizin ne kadarının gerçekten bedenimize besin kaynağı olacağına yediğimiz yemeğin kalitesi kadar içtiğimiz suyun kalitesi (pH 7,4 ve üzeri) ve miktarı da karar veriyor.
Eğer beden kronik su kıtlığı altında yaşıyorsa, beyin kalınbağırsaktaki suyu çekip kana yüklemeye çalışır. Bu işlem esnasında kalınbağırsaklar aşırı çalışmak zorunda kalır. Bunun sonucunda tıkanmalar (kabızlık) meydana gelir. Bolca su içildiğinde bu sorun da kendiliğinden çözülür.
Kalınbağırsak kanserinin en büyük sebeplerinden biri de susuzluktan dolayı sindirim sisteminin zora düşmesidir.
Kanımızın yüzde doksan dördü sudur. Bedende kronik su kıtlığı yaşandığında kan suyunun yaklaşık yüzde sekizi alınarak diğer organlara dağıtılır. Bu durumda kan (özellikle de yemeklerden sonra) akışkanlığını kaybederek yüksek tansiyona sebep olur.

Blogger’a Forum Sayfası Ekleme

Uzun süredir Blogger’a nasıl forum ya da soru-cevap sistemi ekleneceği ile ilgili soru almama rağmen internette konuyla ilgili pek çok anlatım olduğu için Blog Hocam’da paylaşma gereği duymamıştım. Ancak bloga forum eklemeyle ilgili yardım talepleri gelmeye devam edince artık bunu anlatmaya karar verdim.

Blogunuza forum eklemek için tamamen ücretsiz bir Google servisi olan Google Grupları kullanabilirsiniz. Şimdi adım adım forum oluşturmaya ve bunu bloga eklemeye geçelim.

1. Adım: Yeni Grup Oluşturma

Google Grup Oluşturma

Yapmanız gereken ilk şey Grup Oluşturma sayfasına giderek oluşturacağınız grupla ilgili bilgileri içeren formu doldurmak. Formu doldururken dikkat etmeniz gereken en önemli yer grup türüdür. Eğer forum oluşturmak istiyorsanız web forumu, soru-cevap sistemi oluşturmak istiyorsanız soru-cevap forumu seçeneğini seçmelisiniz. Formu doldurduktan sonra üstteki kırmızı renkli “Oluştur” butonuna basabilirsiniz.


2. Adım: Grubun HTML Kodunu Alma

Google Grup Oluşturma
Bilgileri eksiksiz girdiyseniz grubunuzun oluşturulduğunu belirten ve şimdi ne yapmak istediğinizi soran bir sayfayla karşılaşırsınız. Burada “Grubunuzun ayarlarını özelleştirin” linkine tıklayın.


Google Grup Kodları

Ayarlar sayfasının en altında oluşturduğunuz grupa ait HTML embed kodlarını göreceksiniz. Bu kodları bir sonraki forum oluşturma adımında kullanacağınız için bir yere koopyalayın veya bu sayfayı kapatmayın.

3. Adım: Blogger’da Forum Sayfası Oluşturma

Forum sayfası 
Blogger kumanda panelinize girerek Sayfalar > Yeni sayfa > Boş sayfa yolunu takip edin ve bir önceki adımda kopyaladığınız HTML kodlarını sayfanın HTML penceresine yapışırın. Sayfa başlığına “Forum”, “Pano” gibi şeyler yazdıktan sonra seçeneklerden yorum iznini kapatın ve sayfayı önizleme yapın. Eğer forum sorunsuz bir şekilde görüntlendiyse sayfayı kaydedebilirsiniz.

Tebrikler! Artık blogunuzun bir forum sayfası var.